HayrettinKaraman.net
Mobil - Metin Versiyonu

[Facebook] - [Twitter] - [YouTube] - [instagram]

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git


Bu Kitapta: Önceki Başlık | Sonraki Başlık | İçindekiler |


Kamusal alanda dindarlık

Sayın Ali Bayramoğlu "Başörtüsü sorunu dedikleri..." başlıklı güzel yazısında, konuya bir açıklama çerçevesi koymak üzere laikliği şöyle tanımlıyor: "Laiklik tüm medeni ülkelerde din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Ancak bu ayrım din ve devlet arasındaki mutlak bir ayrım anlamına gelmez. Başka bir deyişle insanlar dindar olabilir ama laiklik ilkelerini benimseyerek, buna göre ve bunu kollayarak kamu hizmeti görebilir. Devlet alanı ve siyaset dışında da inançlarının doğal gereklerini yerine getirebilir." Bu tanımlamadan sonra da şu değerşlndirmeyi yapıyor: "Ama bizdeki uygulama hiç böyle olmamıştır. Agresif bir laiklik anlayışı din ve devlet arasına kesin bir çizgi çekmiş, kişilerin inançlarının gereğini yerine getirmesi bile onların mürteci ilan edilmelerine yetmiştir."
Bu tanımlama ve değerlendirmeye katılmakla beraber bir noktanın biraz daha açılmasında yarar görüyorum. Sayın Bayramoğlu "Başka bir deyişle insanlar dindar olabilir ama laiklik ilkelerini benimseyerek, buna göre ve bunu kollayarak kamu hizmeti görebilir." dedikten sonra ekliyor: "Devlet alanı ve siyaset dışında da inançlarının doğal gereklerini yerine getirebilir." Laik düzende insanlar dindar olabilirse ve bununla beraber "kamu hizmeti görebilirse", "inançlarının doğal gereklerini yerine getirme"yi devlet alanının dışına ittiğimizde ortaya bir çelişki çıkmaz mı? Bir elimizle verdiğimizi diğer elimizle geri almış olmaz mıyız? Öyle ya, dindar memur, doğal dinî vazifelerini devlet alanı dışında yapacaksa, mesela öğle tatilinde, dairenin uygun bir yerinde namazını kılamayacak, daireye oruçlu olarak gelemeyecek ve bayan ise dairede başını da örtemeyecek... Yani laik düzende kamu görevi ile özel ve ferdi dinî vazifelerini bir arada yürütemeyecek demektir. Bu sebeple "Laiklik ilkesine göre ve onu kollayarak" kamu görevi yapmayı; kamusal alanda, vazifesini aksatmadan, başkalarına din dayatmadan, başkalarının hak ve özgürlüklerine zarar vermeden özel dinî vazifelerini de yerine getirerek çalışması şeklinde anlamak ve yorumlamak daha doğru olur diye düşünüyorum. Sayın Bayramoğlu'nun ifadesini böyle anlamak da mümkün, ancak biraz kapalılık var. Aksi halde dindar kamu görevlisinin dini hayatına müdahale etmiş, din ile ilişkisini parçalamış, bir kısmını laiklik adına engellemiş, diğer kısmına izin vermiş oluruz ki bu, devletin de dine müdahale etmemesi kısmıyla laikliğe aykırı olmalıdır; eğer laikliğe aykırı değilse o zaman din özgürlüğüne aykırıdır ve bu sebeple laikliğin, din özgürlüğüne uygun bir çerçevede düzenlenmesi ve anlaşılması kaçınılmaz olur.
Yazıda bizim kapalı bulduğumuz nokta, Türkiye'de "kamusal alan" kavramını kasten mekanlaştıran anlayıştan kaynaklanıyor. Doğru olanı ve muhtemelen yazarımızın da kastettiği ise "kamusal alan" kavramının mekanla değil, kamuya ait kural koyma ve uygulama ile ilgili olduğudur.


 


Buradaki iki mavi çizgi arası içerik site editörünce konulmuştur ve rastgele çıkmaktadır. İçeriğini onayladığımız anlamına gelmez, dikkatli davranın.

 
Bu Kitapta: Önceki Başlık | Sonraki Başlık | İçindekiler |

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git



   


BULUNDUĞUNUZ SAYFAYI AŞAĞIDAKİ ARAÇLARLA KULLANABİLİRSİNİZ: