HayrettinKaraman.net
Mobil - Metin Versiyonu

[Facebook] - [Twitter] - [YouTube] - [instagram]

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git


Bu Kitapta: Önceki Makale | Sonraki Makale | İçindekiler |


Kader ve Tedbir
Bir mısrada "Tedbirini terk etme takdir Hudâ'nındır" deniyor.
Hz. Peygamber'i (s.a.v.) ziyarete gelen bir bedevî devesini başıboş bırakıyor, Peygamberimiz (s.a.v.) "Deveni ne yaptın" diye sorunca "Allah'a güvendim (tevekkül ettim) ve bağlamadan bıraktım" cevabını veriyor. Bu cevabı beğenmeyen Allah Resulü (s.a.v.) "Deveni bağla sonra Allah'a tevekkül et" buyuruyor.
Şam'da veba salgını baş gösterdiğini haber alan Halife Ömer oraya girmekten vazgeçerek yolunu değiştirince yanında bulunanlardan bazıları "Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun? diyorlar. Halifenin bu itiraza verdiği cevap düşündürücü ve öğreticidir: "Evet Allah'ın kaderinden yine O'nun kaderine kaçıyorum."
Kur'an'a ve onu açıklayan hadîslere bakıldığında şu gerçeklerin açık ve kesin bir dil ile ifade edildiği görülüyor: Allah ezelden ebede, olmuş olacak her şeyi bilir, O'nun irâdesi dışında bir yaprak bile kımıldamaz, kainâtı yaratan, düzeni kuran ve koruyan O'dur, olup bitenlerin bir kısmı kulların istemelerine ve teşebbüslerine bağlıdır, bunların sorumluluğu da onlara aittir, diğer kısmı ise yalnızca Allah'ın irâdesine bağlıdır, maddî ve manevî âlemde sebep-sonuç ilişkisi vardır, yaratan ve düzeni kuran Allah, olayları/sonuçları sebeplere (bu sonuçları doğuran diğer olay ve oluşlara) bağlamıştır, mucizeler dışında bu kanun/kural hep devrede olur. "Allah'ın her şeyi bilmesi, murat etmesi (olmasını istemesi) ve yaratması sonucu olanların olmasından ibaret bulunan" kader ve kaza, kullar tarafından olmadan önce bilinemez. Bu sebeple insanların, meçhul olan kadere göre değil, sorumlu bulundukları sebep-sonuç kanununa göre hareket etmeleri, başka bir deyişle "takdir Allah'tan, tedbir ise kuldandır" demeleri gerekir.
Son deprem olayına, yukarıda özetlenen bilgi ve inanç çerçevesinde baktığımızda şunlar söylenebilir: Depremi ve onun getirdiği zararları Allah önceden biliyordu, zamanı gelip sebepleri oluşunca olmasını murat etti ve olanlar oldu. Bizler ise o gece yataklarımıza yattığımızda olacakları bilmiyorduk; çünkü ne yazık ki bilim, henüz depremin nerede ne zaman olacağını bilme noktasına gelememişti. Şu hâlde Allah bize, o gece niçin tedbirli olup dışarıda, çadır vb. yerlerde yatmadığımızı sormayacaktır. Ancak şunları soracaktır:
Deprem kuşağında yaşadığınızı bile bile niçin depreme dayanıklı evler yapmadınız?
Böyle felâketler ortaya çıktığında zararı ve acıları en aza indirmek için alınabilecek tedbirler, yapılacak organizasyon ve yardımlar belli olduğu hâlde bunları niçin ihmâl ettiniz?
Bu olayların maddî sebepleri yanında manevî/ahlâkî sebepleri de vardır, ibret alıp kendinizi düzelterek manevî sebeplerin ortadan kalkmasını sağlama yoluna niçin girmediniz?
Kur'an-ı Kerim'de Allah'ın kullarını çeşitli korkular ve kayıplarla imtihan edeceği, her şeye rağmen Allah'a sığınan, "Biz Allah'a aidiz ve O'na döneceğiz" diyen, olanlarda hikmet arayan ve ibret bulan kullar övülmektedir.
Hepimiz için övülen kullardan olmayı temenni ederken geçmiş olsun diyor, ölenlere rahmet, kalanlara sabır ve metanet diliyorum.


 


Buradaki iki mavi çizgi arası içerik site editörünce konulmuştur ve rastgele çıkmaktadır. İçeriğini onayladığımız anlamına gelmez, dikkatli davranın.

 
Bu Kitapta: Önceki Makale | Sonraki Makale | İçindekiler |

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git



   


BULUNDUĞUNUZ SAYFAYI AŞAĞIDAKİ ARAÇLARLA KULLANABİLİRSİNİZ: