HayrettinKaraman.net
Mobil - Metin Versiyonu

[Facebook] - [Twitter] - [YouTube] - [instagram]

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git


Bu Kitapta: Önceki Makale | Sonraki Makale | İçindekiler |


Öncelikli Tehdit
Bazıları ısrarla Türkiye için öncelikli, en önemli, en büyük, Cumhuriyet tarihinde görülmemiş ölçüde tehdit ve tehlikenin irticâ olduğunu söylüyor, aksini iddia edenlere de bayağı bozuluyorlar. Eğer bu bir taktik değilse, böyle bir görüntü vererek bazı tasarrufların meşrûlaştırılması hedeflenmiyorsa, delîllere dayanarak aksini (doğrusunu) söylemekte fayda vardır. Birinci tehlike irticâdır diyenler istihbarât raporlarına dayanıyorlar ve tehlikeli olan irticâyı da "güce ve şiddete dayanarak dîne dayalı devlet kurmak veya rejimi dine uygun hâle getirmek için yapılan örgütlü hareket" olarak takdim ediyorlar.
İstihbarât raporları kesin hüküm için delîl olamaz, olsa olsa şüphelenmeye, üzerine gidip araştırmaya dayanak olabilir. Delîl olsaydı mahkemeler bu raporlara göre hüküm verir, başkaca delîl aramazlardı.
Eğer irticâya "dindarlaşmak, dînî duyarlılığın ve pratiğin artması" mânâsı verilmiyor da yukarıdaki tanım samîmiyetle ileri sürülüyorsa, bilimsel araştırmalar ve veriler Türkiye'de böyle bir tehlikenin bulunmadığını kesin olarak ortaya koyuyor. Ülkemizde dînî hayat bakımından bir değişimden söz edilecekse bu ancak, dünyadaki gidişe paralel olarak dîne yönelişte bir artmanın gözlenmesinden ibaret olur. Dindar insanımızın istediği, başkalarının din ve vicdan özgürlüklerine zarar vermeden azamî ölçüde din kurallarına göre yaşama özgürlüğüdür. Birey, aile ve cemâat olarak dindar olmanın, bütün vatandaşların sahip oldukları ve kullandıkları haklardan mahrûm olma sebebi kılınmamasıdır; yani namazında, niyazında, helâl-haram ölçüleri içinde yaşayanların da okuma, devlet hizmetinde istihdam edilme; siyasî, sosyal, ekonomik ve kültürel hayata katılma haklarından -fark gözetilmeksizin- yararlanmalarıdır.
Güce ve şiddete dayalı olarak iktidara gelmek veya demokratik yoldan iktidara geldikten sonra farklı inanan ve yaşayanların temel hak ve özgürlüklerini ortadan kaldırmak isteyenler, bunun için örgütlü veya örgütsüz faâliyet gösterenlerin devede kulak olduğu şüphesizdir. Kendilerini bu konularda bilgili zannedenler, irticâ örgütleri içinde kapatılan partiyi, Hizbullah'ı, Fethullahçıları, Süleymancıları, Nakşibendîleri zikrediyorlar. Buna kendileri inanıyorlarsa önemli bilgi eksikliği içinde olduklarını bilmeleri gerekiyor. Çünkü:
1. Bu guruplar kendi aralarında bir bütün teşkil etmek şöyle dursun, bir kısmı diğerinin veya diğerlerinin can düşmanıdır; Hizbullah'ın öldürdükleri arasında meselâ nurcu diye bilinen müslümanların da bulunduğunu herkes bilmektedir. Keza Barlas'ın Y. Doğan'dan aktardıklarına bakılırsa, Fethullah Hoca'nın Erbakan'ı ve Partisini sert bir şekilde eleştirdiği, Ecevit'i ona tercih ettiği görülecektir.
2. Sayılan guruplar arasında Hizbullah istisna edilirse diğerlerinin, şiddeti bir araç olarak kullanmak istediklerine dair hiçbir delîl yoktur. Aslında bunların tamamı sünnî ve hanefî olduklarından inançları ve içinden geldikleri gelenekte devlete silâhlı isyan yoktur, fitneye (iç savaşa) sebep olacağı için isyan câiz görülmemiş, sabır ve başka yollardan ıslâhat tavsiye edilmiştir.
3. Bunların tamamının güce ve şiddete başvurarak Türkiye'de rejimi değiştirmek istediklerini varsaysak bile mevcût güçleri, tam techizatlı bir bölük askeri bile yenmeye yetmez. Bunları, bu mânâda en büyük tehlike olarak görmek ve göstermek biraz karikatürlük olur.
4. "Dindarlığı geliştirip genişleterek demokratik yoldan iktidara gelecek ondan sonra rejimi değiştireceklerdir" deniyorsa buna karşı da söylenecek çok söz var ama biz kısaca şunları kaydedelim:
a) Demokratik hukuk devletlerinde böyle zanlar ve beklentiler yüzünden temel hak ve özgürlükler kısıtlanamaz; tehlikenin açık, kesin ve yakın olması gerekir.
b) Dindarlar arasında yapılan yoklamalar, çoğunluğun rejim değişikliğini değil, yukarıda zikrettiğimiz din özgürlüğünü istediklerini ortaya koymuştur. Ayrıca rejimi korumak isteyenlerin de caydırıcı güçleri vardır. Küresel oluşum ve gelişmeler hak ve özgürlükleri ortadan kaldıran din devletlerine hayat imkânı vermemektedir. Bu durum ve gerçekler karşısında "dindarlara bile takiyye yaparak iktidar olacağı varsayılan" bir avuç radikalin başarı şansı, dolayısıyla irticâdan gelecek bir rejim tehlikesi yoktur.
Peki, en büyük tehlike nedir?
Bunun cevabını bir başka yazıya bırakalım.


 


Buradaki iki mavi çizgi arası içerik site editörünce konulmuştur ve rastgele çıkmaktadır. İçeriğini onayladığımız anlamına gelmez, dikkatli davranın.

 
Bu Kitapta: Önceki Makale | Sonraki Makale | İçindekiler |

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git



   


BULUNDUĞUNUZ SAYFAYI AŞAĞIDAKİ ARAÇLARLA KULLANABİLİRSİNİZ: