HayrettinKaraman.net
Mobil - Metin Versiyonu

[Facebook] - [Twitter] - [YouTube] - [instagram]

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git


Bu Kitapta: Önceki Makale | Sonraki Makale | İçindekiler |


Başörtüsü yasağı, demokrasi ve insan hakları
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, türban konusundaki görüşlerini, FP'nin kapatılması istemiyle açtığı dâvânın esas hakkındaki mütalaasında şöyle açıklamış:
"1.Yükseköğretim kurumlarında gençlerin, kardeşlikleri, arkadaşlıkları ve dayanışmaları yarınları için önemliyken, onları dinsel gereklerle ayrıma bağlı tutarak, kimin hangi inançtan olduğunu gösterecek biçimdeki başörtüsü ile dinsel inanç ve görüşleri nedeniyle çatışmalara sevk edebilecek ortamın yaratılmasında ülkelerin geleceği bakımından yarar bulunmamaktadır... 2.a)Başörtüsü ve türbanla boyun ve saçların örtülmesine resmî daire ve üniversitelerde serbestlik tanınması, bir tür yönlendirme ve bir anlamda zorlamadır. Kişileri şu ya da bu yönde giyinip başını örtmeye zorlamak, ayrı ve hattâ aynı dinden olanlar arasında bile ayrılıklar yaratacaktır. b) Bu durumun laiklik ilkesine aykırı düşeceği kuşkusuzdur. Kamusal kuruluşlarda ve öğretim kurumlarında başörtüsü ve onunla birlikte kullanılan giysi, bir ayrıcalıktan öte ayırım aracı niteliğindedir."
Anlaşılan bu konu hepimizi bir süre daha meşgûl edecek, inananlar tutumlarından vazgeçemeyeceğine göre sonunda yasakçılar çıkmaz bir yolda olduklarını görecek, demokrasiye, hukuka ve insan haklarına teslim olacaklardır.
Sayın savcının iddialarına ve kanâatine, demokrasi, insan hakları ve hukuk ölçütlerine göre katılmak mümkün değildir.
1. Okuyan gençlerin kardeşlik, arkadaşlık ve dayanışmalarını, inanç ve kanâatlerini gizlemeye bağlı kılmak onları iki yüzlülüğe, sahteciliğe, takıyyeye, yanlış anlama ve değerlendirmeye dayalı ve dolayısıyla geçici olan birlikteliğe sevketmek olur. Doğru ve sağlıklı olan ilişki, farklılıkların bilinmesine, hoşgörülmesine, kimlik ve kişiliğe bağlı hak olarak tanınmasına dayanan ilişkidir. Farklılık içinde birlik ve beraberlik, arkadaşlık, dayanışma kurulamadıkça hedefe ulaşılmış sayılmaz. Bırakın arkadaşlığı, İslâm Hukukuna göre gayr-i müslim bir bayanla evlenip aile kurmak, çoluk çocuk sahibi olmak bile mümkündür. Bunun için ne kadının dinini gizlemesine ihtiyaç vardır ne de müslüman olmasına. Kocası onun dînî ibâdet ve ihtiyaçlarını da karşılamak mecbûriyetindedir. Asılarca önce farklı inananlar ve yaşayanlar arasında bu kadar önemli birlikler ve dayanışmalar kurulabildiği hâlde 21. y.y.da gerçeği yansıtmayan dış görünüş ve beyanlar ile insanları tektipleştirmek ve arkadaşlığı, beraberliği, dayanışmayı buna bağlamak şaşırtıcıdır. Ülkenin yararı sahte ve dış görünüşe bağlı, aldatıcı beraberlikte değil, farklı inanaç ve hayat tarzlarının kendileriyle hesaplaşarak karşı tarafın hak ve özgürlüğüne saygı göstermelerinde, böyle bir çoğulcu kültürün yayılmasındadır.
2. a) Resmî daire ve üniversitelerde başörtüsüne izin vermenin, başını örtmeyenler üzerinde baskı ve yönlendirme oluşturmadığı ve onları örtünmeye zorlamadığı deneme ile isbat edilmiştir. Bazı bağnaz, baskıcı, tektipleştirici ve istismarcıları istisna ettiğimizde hem resmî dairelerde hem de üniversitelerde örtünenler ile örtünmeyenler yanyana, arkadaşça, hattâ kardeşçe yaşamışlar, işbirliği ve dayanışma içinde olmuşlardır. Öte yandan başörtüsü yasağı uygulanmaya başlanınca bu, örtünenler üzerinde açık, kesin, objektif bir baskı oluşturmuş, bununla da kalmayarak onları öğrenim ve görev yapma haklarından mahrûm ettiği için anayasal eşitlik hakkını ihlâl etmiş, kesin bir ayrımcılığa meydan vermiştir. Aynı dinden olanların dini uygulamaları hiçbir zaman aynı olmamıştır, ayrı dinden olanlar da zaten inanç ve uygulama bakımından farklı bir tıutum içindedirler. Buna rağmen her iki gurubun farklılıkları ayrılık yaratmamış, vatandaşlık, akrabalık, komşuluk, arkadaşlık... ilişkileri içinde birlik ve beraberlik devam etmiştir. Bugün üniversite ve resmî dairelerde okuyan ve çalışanların çoğu başlarını örtmüyor, bu durum örtenler üzerinde baskı oluşturmuyorsa niçin örtünmeyenler üzerinde baskı oluştursun!
b) Ayırım ancak kişiyi, hayat tarzı ve kıyâfeti yüzünden (meselâ başını örtüyor veya örtmüyor diye) haklarından mahrûm ederseniz gerçekleşir; bugün Türkiye'de yapılan budur, ayrımcılığa karşı olanlar bu yasağa hemen son vermelidirler.
İnsanların inançlarına göre yaşamalarını sağlamak, din özgürlüğünü teminat altına almak laik devletin olmazsa olmaz şartıdır. Laiklik adına din özgürlüğünü -başkalarının hak ve özgürlüklerini açık, kesin ve yaygın olarak ihlâl etme noktasına gelmedikçe- kısıtlamak hukuk dışıdır, insan haklarına aykırıdır.
Millet irâdesini, hukukun evrensel ilkelerini, insan haklarını kâle almayan, hukuku kendi bildiğine, hattâ ideolojik tercihine göre anlayan, yorumlayan ve hükme bağlayan hâkimlerin egemen olacakları bir yönetime dense dense "hâkimler devleti" denir.
Not: Sayın Müderrisoğlu başkanlığındaki komisyon üyelerine teşekkür ediyor, gayretlerinin devamını diliyorum.


 


Buradaki iki mavi çizgi arası içerik site editörünce konulmuştur ve rastgele çıkmaktadır. İçeriğini onayladığımız anlamına gelmez, dikkatli davranın.

 
Bu Kitapta: Önceki Makale | Sonraki Makale | İçindekiler |

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git



   


BULUNDUĞUNUZ SAYFAYI AŞAĞIDAKİ ARAÇLARLA KULLANABİLİRSİNİZ: