HayrettinKaraman.net
Mobil - Metin Versiyonu

[Facebook] - [Twitter] - [YouTube] - [instagram]

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git


Bu Kitapta: Önceki Makale | Sonraki Makale | İçindekiler |


XI
Başörtüsü

Duygular Paylaşılamaz
"Çeken bilir ayrılığın derdini"
"Ateş düştüğü yeri yakar".
Telefonun diğer ucunda ağlamaktan konuşamayan, tıp fakültesi üçüncü sınıfına gelmiş ve kendi isteği ile örtünmüş kızının ya açılmak veya fakülteyi bırakmak durumunda olduğunu, emeklerinin boşa gideceğini, hayallerinin parçalanacağını, çâresiz kaldığını söyleyen anne; telefonda bir başkası, bu defa kız öğrenci, "kendini bildi bileli başını örttüğünü, şimdi öğretmenlik fakültesinde okuduğunu, fakültenin dış kapısında ancak bir öğrencinin girebileceği kadar dar bir kapı yapıldığını, buraya polislerin yerleştirildiğini, başını açmadıkça fakültenin bahçesine bile girme imkânının bulunmadığını, bu sebeple gelip bekleyip döndüklerini söyleyip çâresizlik içinde hıçkıran öğrenci kız... bunların rûhlarını saran acı duyguları, öfke ve nefreti, aynı duyguları aynı sebeplerle yaşamayanların bilmesi ve paylaşması mümkün değildir; yanana acımak, üzülene üzülmek başka bir duygudur, ancak bundan da mahrûm olanlar var. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) deyişiyle "Allah'ın kalplerinden merhameti sildiği kimselere karşı elden ne gelir?!"
Tutturmuşlar bir şarkı, durmadan şunu sorup araştırıyorlar, "yüksek öğrenim görecek yaşa ve başa gelmiş bir genç kız başını niçin örtüyor, nasıl örter, bunlara nasıl bir menfaat sağlanıyor, bunu kimler karşılıyor, elele eylemini hangi gizli örgüt plânlamış, arkasında kim veya kimler var, bu bir merkezden düzenlenmiştir, bu merkez hangisi...". Bu soruların içinde "imanın, inancın, gönülden bağlılığın insana neler yaptırabileceği" sorusu yok; niçin yok? Çünkü bu soruyu soranların belki tamamı ömürlerinde bir kere dini inançları gereği bir amel gerçekleştirmemiş, bir iş yapmamış, nefsin bir arzusunu dizginlememiş, bir menfaatini geri tepmemiştir... İmanın, inancın ne kadar güçlü bir itici (saik, motif) olduğunu bilmez.
Bir yandan "yurdu, namusu, mukaddesâtı, insanları korumak uğruna canını verenlerin şehit olduklarından" söz ederler, cenazelerinde boy gösterip nutuklar çekerler, diğer yandan insanı en aziz varlığı olan canını vermeye sevkeden (iten, götüren) şeyin ne olduğu üzerinde düşünmezler, durmazlar. Burada itici "varoşlarda yaşamak mı, köyden şehire göçmenin getirdiği kimlik ve kişilik bunalımı mı, geri kalmışlık mı, yoksulluk mu...?" "İnsanlar niçin ölüyorlar" demiyorum, "Niçin şehit oluyorlar?" diye soruyorum. Kur'an'a göre şehitler ölmez, Allah'ın büyük lütûflarına mazhar olarak özel bir hayatla yaşamaya devam ederler. Bunu duyan, bilen ve inanan bir mümin Allah rızâsı için canını verir. Eğer iman bir kimseyi canını veremeye itiyorsa başını örtmeye, namaz kılmaya, zinâdan, içkiden, kumardan, faizden, rüşvetten... geri durmaya niçin itmesin?
İnancı yüzünden örtünen, bu çağın insanı olduğu için de okumak ve yüksek öğrenim görmek isteyen bir kızı açılmaya zorlamanın ona verdiği acıyı biz erkeklerin de, aynı inanç ve duyguları yaşamamış olan kadınların ve kızların da paylaşmaları mümkün değildir! Onlar yanıyor biz ise ancak acıyarak seyrediyoruz; yanan ile acıyarak seyredenlerin duyguları birbirine eşit değildir. Ancak inananlar hiç olmazsa onları anlayabiliyorlar. Şairin deyişiyle:
"Madem ki böyle duygularım kalmış çok şükür!"


 


Buradaki iki mavi çizgi arası içerik site editörünce konulmuştur ve rastgele çıkmaktadır. İçeriğini onayladığımız anlamına gelmez, dikkatli davranın.

 
Bu Kitapta: Önceki Makale | Sonraki Makale | İçindekiler |

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git



   


BULUNDUĞUNUZ SAYFAYI AŞAĞIDAKİ ARAÇLARLA KULLANABİLİRSİNİZ: