HayrettinKaraman.net
Mobil - Metin Versiyonu

[Facebook] - [Twitter] - [YouTube] - [instagram]

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git


Bu Kitapta: Önceki Makale | Sonraki Makale | İçindekiler |


Modernleşme ve Kadın
Modernleşme kavramı "Batı kültür ve uygarlığını bir bütün hâlinde, zoraki evrenselleştirme yoluyla bütün dünya insanlarına hâkim kılmak, benimsetmek ve yaşatmak" şeklinde tanımlanırsa bir ferdin veya topluluğun (ümmetin, milletin) hem müslüman hem de modern olması mümkün ve câiz olamaz; çünkü bu kültürün İslâm ile örtüşmeyen tarihi, felsefesi, altyapısı, arkaplanı, dünya görüşü, değerleri ve hayat tarzı vardır. Modernleşmekten maksat, müslüman ferdin ve toplumun bu çağda, içinde yaşadığımız zaman diliminde -korunacakları korumak, değişecekleri değiştirmek sûretiyle- nasıl var olması gerekiyorsa öyle var olması ise, müslümanların modern olmaları câizin ötesinde, farz olur.
Müslüman kadının modernleşmesi konusunu tartışan ilim ve fikir adamlarının bir kısmı, korunan ile değiştirilenin din ile mi, gelenek ile mi ilgili olduğunu sahih bir şekilde ayıramadıkları için modernleşen müslüman kadının dindarlığını, din ile bağlantısını değerlendirmede hatâya düşüyorlar. Bilindiği gibi tarih içinde oluşan, değişse bile tortu ve iz bırakan geleneklerin bir kısmı din ile (dînin değişmez kuralları ile) örtüşürken bir kısmı böyle değildir; ya bid'attır, dîne aykırıdır, fakat toplum içinde yaygınlık kazandığı için dîni ıslâhatçılar (müceddidler) tarafından değiştirilememiştir, ya belli zaman ve mekânlarda doğru, dîne uygun iken şartların değişmesi ile bu niteliğini kaybettiği hâlde öylece kalmış, âlimler ve eğitimcilerin işbirliği ile yerine yenileri konamamamış, müslümanların hayatında devam etmiştir yahut da dîne uygun ve değişmeye açık olduğu hâlde zamanı gelmediği için değişmemiştir. Bunlardan birincisi yani dînin değişmez kuralları ile örtüşen, o kuralların uygulanması sonucu gelenekleşen davranışlar, tutumlar, ilişkiler... modernleşme adına değiştirilirse bu noktada bir sapmadan veya işi kitabına uydurarak dîne rağmen modernleşmeden söz edilebilir. Geleneğin diğer kısımları/çeşitleri, içinde yaşanılan zaman ve şartlar öyle gerektirdiği için âlimlerin ve eğitimcilerin kontrolünde, dînin özüne ve değişmez mâhiyetine zarar vermeden değiştirilirse veya değişirse burada bir sapma değil, sağlıklı bir değişme ve gelişme bahis konusu olur.
Yukarıda söylenenleri örnek üzerinde açıklamak maksadıyla müslüman kadının sosyal hayattaki yerini ve işlevini ele alabiliriz. Dînin ittifakla değişmez kabûl edilmiş kuralları arasında kadının sosyal hayattaki yerini ve işlevini belirleyen bir kural yoktur. Din kadın-erkek ilişkilerinde bazı değişmez sınırlamalar getirmiştir, bunun ötesindeki belirleyiciler yaratılıştan gelen özellikler, ihtiyaç ve gelenektir. Bu dinamiklerden hareketle kadınların dört duvar arasına hapsedildiği de olmuştur, meşrûiyet çerçevesinde sosyal hayata aktif olarak katıldığı, kamu görevlisi, tâcir, işçi, zenaatkâr, işveren, ilim erbabı, geri hizmetlerde ve gerektiğinde cephede savaşçı... olduğu da görülmüştür. Hz. Ömer'in biraz da durumdan şikâyetçi olarak "Mekke'de iken biz erkekler kadınlara hâkim (galip) idik, Medine'ye gelince kadınları erkeklerine hâkim olmuş bir topluluk ile karşılaştık' dedim, Peygamberimiz (s.a.v.) buna karşı gülümsedi" demesi, kezâ Câhiliye döneminden İslâm'a geçişte kadının geçirdiği önemli değişimi anlatırken "Biz İslâm'dan önce kadını bir şey yerine koymazdık, İslâm gelip de Allah onlara kitabında yer verince bu sebeple -yine de işlerimize karıştırmaksızın- kadınların üzerimizde bazı hakları bulunduğunu kabûl ettik, birgün eşimle konuşurken bana karşı sert bir çıkş yaptı, "Sen bana karşı nasıl böyle konuşabiliyorsun?" dediğimde "Sen bana böyle diyorsun ama kızın da Hz. Peygamber'i (s.a.v.) üzebiliyor" dedi...(Buhari, Libas, 31) ifadeleri din ile örtüşen değişimin canlı örneklerini sergilemektedir. Günümüzde kadının, dindarlığını zedelemeden -yukarıda tanımlanan ikinci mânâda- çağdaşlaşması mümkün ve câizdir, hattâ haksız ve yersiz müdahaleler ile kesintilere uğramasa gerçekleşme yolundadır bile denilebilir. Dînin değişmez kurallarını çiğnemeden, değişmeye açık gelenekleri aşarak kızlarımızın ve kadınlarımızın okumalarına, sosyal hayatta kendileri için uygun ve gerekli olan rolleri almalarına, hizmetleri üslenmelerine engel olan şey din değildir; ya dinleşmiş geleneklerdir yahut da dinleşmiş ideolojilerin insan haklarına, çağdaş/evrensel değerlere aykırı dayatmalarıdır.


 


Buradaki iki mavi çizgi arası içerik site editörünce konulmuştur ve rastgele çıkmaktadır. İçeriğini onayladığımız anlamına gelmez, dikkatli davranın.

 
Bu Kitapta: Önceki Makale | Sonraki Makale | İçindekiler |

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git



   


BULUNDUĞUNUZ SAYFAYI AŞAĞIDAKİ ARAÇLARLA KULLANABİLİRSİNİZ: