HayrettinKaraman.net
Mobil - Metin Versiyonu

[Facebook] - [Twitter] - [YouTube] - [instagram]

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git


Bu Kitapta: Önceki Makale | Sonraki Makale | İçindekiler |


Siyasal İslâm
İslâm kelimesine "siyasal, liberal, köktenci, ılımlı"gibi kelimeleri, başkaları böyle yapıyor diye değil de bilerek ekleyenler, müslümanların kafalarını karıştırmak, din özgürlüklerini kısıtlamak ve onları yönlendirmek istiyor olmalılar. İslâm hakkında doğru ve yeterli bilgiye sahip olanlar, birden fazla İslâm bulunmadığını, Allah'ın Hz. Muhammed'e (s.a.v.) vahyettiği ve onbeş asırdır yaşanan bir tek İslâm'ın mevcût olduğunu, onun olmazsa olmaz kurallarının ve parçalarının eksiltilemeyeceğini, değiştirilemeyeceğini, değişime açık bulunan kurallarının değişmesi hâlinde de ortaya -adı da değişen- yeni bir İslâm'ın çıkmayacağını bilirler. İslâm'da değişmeye açık bulunan kurallar ancak ictihadla değişir. İctihad da birinci sınıf müslüman âlimler tarafından yapılabilir. İctihad, kendileri müslüman olmayan veya müslüman olup da dînin kurallarına göre yaşamaktan yan çizen (fâsık) kimselerin arzuları yerine gelsin ve onların beğenecekleri, işlerine gelen, kendilerini rahatsız etmeyen bir İslâm ortaya çıksın diye yapılmaz, ictihad âlim için veya müslüman halk için -onların dîne göre yaşamalarını mümkün kılmak, problemlerini çözmek ve din hayatını kolaylaştırmak... için- yapılır.
İctihad yoluyla İslâm'ın, siyasetle alâkasını kesmek ve sıfırlamak mümkün değildir; çünkü müslümanlar, hayatlarının bütününde -hem özel hem kamusal hayatlarında- Allah'ın irâde ve rızâsına uygun yaşamak mecbûriyetindedirler. Allah'ın irâde ve rızâsını, neyi istediği ve neden hoşnut kaldığını anlamanın yolu O'nun kitabına ve Peygamberi'nin (s.a.v.) açıklama ve uygulamalarına bakmaktır, yani vahyi referans olarak almaktır. Müslümanların, ülü'l-emr diye bilinen yöneticileri de vahyi temel kaynak olarak almaya din yönünden mecbûrdurlar. Klâsik İslâm siyaset bilimi kaynakları, vahyi kale almayan, din kurallarına uymayan yöneticinin görevden alınmasının farz olduğunda ittifak etmişlerdir; tartışılan husûs bunun ne zaman ve nasıl yapılacağı konusudur. Şu hâlde İslâm'ın bir siyasal olanı, bir de böyle olmayanı, müslümanın da bir köktencisi bir de daldan veya yapraktancısı yoktur.
Müslüman bir siyasetçinin, İslâm'a göre meşrû ve makbûl (kabûl edilebilir) olan değişmesi, her işinde olduğu gibi siyaset işinde de Allah rızâsına uygun faâliyet gösterme yolunda ilerlerken güç, imkân ve şartları göz önüne alarak gerekli stratejik ve taktik değişiklikleri yapmasından ibarettir. Allah kullarını, güçlerinin yetmediği veya faydası zararından çok olan şeyleri yapmakla yükümlü kılmamıştır. "Emr bilmaruf..." denilen dînî ve ahlâkî denetim ve iyileştirme yükümlülüğünü örnek alırsak, yaptırım uygulayarak bu vazifeyi yapmak devlete veya görevli sivil kuruma (hisbe) aittir, dil ve gönül yoluyla yapmak ise -güç ve imkânlara göre- müminlere düşer. Eli ile düzeltemeyen dili ile, bunu da yapamayan gönül ilişkisi ve duygu yoluyla bir şeyler yapmaya çalışır. Keza ibâdetlerle veya haram helâl konularıyla ilgili bir yanlışı düzeltme teşebbüsü kişinin imanına zarar verecekse bundan vazgeçilir, imanını koruması tercih edilir. Her iki durumda da işin gereğine göre hareket eden mümine "değiştin" denemez, dînine de yeni bir isim verilemez.
Farklı inanç ve hayat tarzlarını benimsemiş insanların bir arada yaşadığı bir toplumda müslümanlar için en iyisi, kendi ahlâk anlayışlarına aykırı davranışlara, kamuya açık alanlarda izin verilmemesidir. Günah ve ayıp olan davranışların -olacaksa- gizli, erdemli davranışların ise açık olmasıdır. En kötüsü, başkaları kendi inanç ve dünya görüşlerine uygun hayat tarzlarını serbestçe yaşarken ve bu yüzden hiçbir hak kaybına uğramazken, müslümanların inançlarına uygun yaşamalarına izin verilmemesi, eğer bunda ısrar ederlerse bazı haklardan mahrûm bırakılmalarıdır. Ortası ise herkesin, başkalarının hak ve özgürlüklerine zarar vermedikleri sürece kendi inancına, dünya görüşüne ve ahlâk anlayışına göre serbest yaşamasıdır. En iyiyi veya ortayı sağlamak ve kötüyü engellemek üzere, ülkenin siyasî rejimi, imkân ve şartları içinde siyaset yapmak, bunu yapanların İslâm inanç, ahlâk ve değerler sisteminden ayrılması ve bu mânâda değişmesi demek değildir.


 


Buradaki iki mavi çizgi arası içerik site editörünce konulmuştur ve rastgele çıkmaktadır. İçeriğini onayladığımız anlamına gelmez, dikkatli davranın.

 
Bu Kitapta: Önceki Makale | Sonraki Makale | İçindekiler |

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git



   


BULUNDUĞUNUZ SAYFAYI AŞAĞIDAKİ ARAÇLARLA KULLANABİLİRSİNİZ: