HayrettinKaraman.net
Mobil - Metin Versiyonu

[Facebook] - [Twitter] - [YouTube] - [instagram]

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git


Bu Kitapta: Önceki Makale | Sonraki Makale | İçindekiler |


İslâmcılık
İslâmcılık kelimesine, belli bir dönemde ortaya çıkışını ve çıktığı dönemdeki temsil edilişini/örneklenişini göz önüne alarak "İslâm elbisesi giydirilmiş modernizm" mânâsını verenler var ise de bana göre İslâmcılık, klâsik "tecdid" kavramının belli zaman ve mekân şartları içinde temsilinden ibarettir. İslâmcılar dinden vazgeçmiyorlar, dîni "inanç, ibâdet ve ahlâk" çerçevesine hapsetmek de istemiyorlar, ancak içinde yaşadıkları zamanda Batı'nın temsil ettiği uygarlık, daha doğrusu bilim ve teknoloji ile bunlara dayalı ekonomik ve askerî gücü de görmezden gelemiyorlar. Batı'nın bu güç ve imkânlarına karşı kendi medeniyetlerinden doğan güç ve imkânlar edinmek yerine, bazı unsurları -İslâm'a uygun bularak, uygunlaştırarak, uyarlıyarak- alma yolunu tercih ediyorlar. İslâmcılarda ortak sayılabilecek bir hedef, İslâm'ı yabancı katkılardan arındırmak, İslâm dünyasını güçlendirmek, birleştirmek ve İslâm medeniyetinin nimetlerini insanlığa sunmaktır. Bu hedefi gerçekleştirelim derken iktibaslar yüzünden bir başka karışma ve kirlenmeye de engel olamıyorlar.
İslâmcılık kelime ve kavram olarak neden bir asır kadar önce ortaya çıktı? Bu sorunun cevabı, İslâmcılığın meşrûiyeti bakımından oldukça önemlidir. Bana göre bunun sebebi ihtiyaçtır. Daha önceleri meselâ Osmanlı ülkesinde İslâm'dan başka bir referans, bir temel değer yoktu ki, İslâmcılık diye bir dâva ortaya atılsın. Tanzimat'tan sonra gelişen olaylar, ülkede referanslar ve değerler karmaşasını ve diyalektiğini getirdi, boynuzun kulağı geçmekte olduğunu hisseden bazı müslüman münevverler de bir tedbir olarak "İslâmcılık"ı ortaya koydular.
İslâmcılık'a, "İslâm'ı fert, cemiyet ve dünyada hâkim veya etkili kılma, azamî sınırlar içinde hayata sokmak için çaba gösterme dâvası" mânâsını verdiğimizde bu dâvayı Hz. Peygamber'in (s.a.v.) başlattığını kabûl etmemiz gerekir. O başlatmıştır; çünkü Kur'an bunu emretmektedir.
Laik, seküler, demokratik düzenler günümüz dünyasında ağır basmaya başlayınca bu düzenlerin taraftarları (bu düzenleri ideoloji hâline getirmiş olanlar, kendi ideolojilerini korumak için İslâm'a savaş ilân edenler, onu dünyanın en önemli tehlikesi olarak gösterenler) ile İslâmcılar arasında çatışma da alevlenmiş oldu. Çağdaş İslâmcılar iki farklı hedefe yönelmiş idiler: a) Ülkelerinde siyasî ve sosyal düzen olarak da İslâm'ı hâkim kılmak; bu dâvayı güdenlere göre, İslâm devletinde, başka inanç ve hayat tarzlarına sahip olanların da temel insan hakları vardı, genel ahlâk "İslâm ahlâkı" olduğu için buna göre bazı kısıtlamalar sözkonusu olabilirdi, bu da "evrensel insan haklarına" aykırı sayılmazdı. b) Medine vesikası çerçevesinde kurulan düzene benzer bir düzen kurmak, farklı inanç ve hayat tarzlarına sahip olanlarla ortak bir alan oluşturmak, bu ortak alan dışında gurupların kendi inançlarını yaşamalarına imkân tanımak. Birinci hedefe yönelen İslâmcılar Pakistan, İran, Sudan gibi ülkelerde önemli tecrübeler yaşadılar. Hem karşıt ideoloji bağlılarının engellemeleri, hem de kendi hatâları yüzünden kısmen başarısızlıklar ve strateji değiştirmeler ortaya çıkınca "siyasal İslâm'ın iflâs ettiği" açıklandı. Bize göre bu açıklama bir vakıayı değil, bir temenniyi, karşı tarafın hedefini ifade ediyordu. Birinci hedefe yönelen İslâmcıların tecrübeleri devam etmektedir ve edecektir, hüküm için vakit erkendir. İkinci hedefe yönelenlerin tecrübeleri de devam etmektedir. Her iki hedef de "siyasal İslâm"dır, içinde müslümanların siyasî talepleri vardır. Şu hâlde ne İslâmcılık, ne de siyasal İslâm bitmiştir; dünya var oldukça ve bu dünya üzerinde müslümanlar yaşadıkça onların tek istedikleri, özel alanlarında namaz kılmak olmayacak, Kur'an'ı hayatlarının merkezine yerleştirmek için mücadele edeceklerdir. Bu arzuyu ve uğrunda mücadeleyi istismar ederek toz koparmak, iş kotarmak, kendi ideolojilerini -tek başına- hâkim kılmak isteyenlerin yanlışları(!) olmazsa müslümanların din özgürlüğü taleplerinin kimseye zararı olmayacaktır.


 


Buradaki iki mavi çizgi arası içerik site editörünce konulmuştur ve rastgele çıkmaktadır. İçeriğini onayladığımız anlamına gelmez, dikkatli davranın.

 
Bu Kitapta: Önceki Makale | Sonraki Makale | İçindekiler |

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git



   


BULUNDUĞUNUZ SAYFAYI AŞAĞIDAKİ ARAÇLARLA KULLANABİLİRSİNİZ: