HayrettinKaraman.net
Mobil - Metin Versiyonu

[Facebook] - [Twitter] - [YouTube] - [instagram]

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git


Bu Kitapta: Önceki Makale | Sonraki Makale | İçindekiler |


İlâhiyat Fakülteleri
1. Medreseleri kapatan Cumhuriyet rejimi "yüksek dinî mütehassısları" yetiştirmek üzere Dâru'l-fununa bağlı bir İlâhiyat Fakültesi açmıştı. 1933 yılında bu fakülte kapatılmış, aynı gerekçeye bir de siyasî taviz ihtiyacı eklenince 1949 yılında Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi açılmıştır. Bu fakülte Üniversiteye bağlı, 4 yıllık bir yüksek öğretim kurumu idi.
2. Bugün İlâhiyat Fakültelerinin proğramlarına doğrudan fakültelerin ve üniversitelerin müdahalesi imkan dahiline girmiştir. Mezunların öğretmen olabilmeleri için dayatılan belli saatteki (kredilik) mecburi pedagojik formasyon dersleri ile yine mecburi bir iki ders dışında fakülteler ders koyma ve kaldırma imkânına sahiptirler. Müfredat ise tamamen hocalara bırakılmış gibidir. Program ve müfredatta kusur varsa -ki vardır- sorumluluğu fakültelere aittir.
Lisans döneminde öğrenci arapçaya -ve ileride lisans üstü öğrenim yapmak istiyorsa bir yabancı dile- ağırlık vermeli, ilimlerin tarihleri ve metodolojisini kavramaya çalışmalıdır. Düşünme ve bilgiye ulşama meleke ve imkânlarını geliştirmeye bakmalıdır. Hazır bilgi depolamanın fazla bir değeri yoktur.
3. Hocaların ilmî çalışmaları daha ziyade tarihi alanda kalmaktadır. Şüphesiz bu da faydalıdır; geçmişte olup biteni iyi bilip değerlendirmeden bugün ve geleceğe bakmak sağlıklı olmayabilir.
Yapılan lisansüstü çalışmalarda günümüzün meselelerine de yönelinmeye başlandığı görülmektedir. Bizde ilâhiyat fakültelerinin tarihi çok eski olmadığından bu gelişme hızını normal görmek gerekir.
İlâhiyatçı "müslüman, âlim, ilmiyle âmil, dava sahibi ve davasında samimi" bir kişi olmalıdır.
4. İlmî çalışmalar, fakülte içi ve dışı diye ikiye ayrılırsa bu yalnızca bir fiziki ayırma olur. Çalışmayı yapan ilim adamıdır ve ilim adamı bütün dünya ile -çalışma ve uzmanlık alanı bakımından- ilişki içindedir.
"Resmi âlim"lik bir anlayış ve kişilik meselesidir; makama göre değişmez. Diyanet'te, resmî olmayan yerlerde resmî alimler olabilir; buna karşı ilâhiyatta ve resmi makamlarda resmi olmayan alimler olabilir. İlmiyle âmil bir İslâm âliminin en büyük âmiri Allah Teâlâ'dır. Allah için O'nun dininin (Rabbani) âlimi, kulların hatırı veya korkusu yüzünden ilmine hiyânet etmez, doğru bildiğini her yerde olsa söyler veya -çaresi yoksa, gerekiyorsa- susar.
5. Özel üniversiteler olmalıdır. İlâhiyat Fakültelerinin de özel veya kamuya ait üniversiteler olarak da açılmasında ve İlâhiyat Üniversitesinin (daha güzeli İslâm İlimleri Üniversitesinin) anabilim veya bölümlere paralel fakültelerinin olmasında (böyle bir denemeye girilmesinde) fayda görüyorum. Marifet iltifata tabidir; toplum şuurlanıp dönüştükçe İslâm ilimlerinin aydınlatma ve çözme fonksiyonu artacak ve mezkûr fakültelere (ihtisas fakültelerine) ihtiyaç hasıl olacaktır.


 


Buradaki iki mavi çizgi arası içerik site editörünce konulmuştur ve rastgele çıkmaktadır. İçeriğini onayladığımız anlamına gelmez, dikkatli davranın.

 
Bu Kitapta: Önceki Makale | Sonraki Makale | İçindekiler |

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git



   


BULUNDUĞUNUZ SAYFAYI AŞAĞIDAKİ ARAÇLARLA KULLANABİLİRSİNİZ: