HayrettinKaraman.net
Mobil - Metin Versiyonu

[Facebook] - [Twitter] - [YouTube] - [instagram]

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git

(Google Arama ile sayfaya gelenlere not: Yazılarda sorun varsa tarayıcınızda adresimize dokunup GiT veya ENTERe basın. Veya sayfalarımızı sadece site üzerindeki bağlantıları kullanarak dolaşın. Sorun Google kaynaklı.)
Bu Kitapta: Önceki Makale | Sonraki Makale | İçindekiler |


Siyasî Temsil
Siyasi temsilden maksadımız, devletin başlıca fonksiyonları olan icrada, kazada, yasamada ve denetimde milletin, özel ve tüzel kişiler tarafından temsil edilmesi, bu kişilerin millet adına tasarrufta bulunmasıdır. Bu kişilerin seçimle iş başına geldiği rejimlerde seçmenlerin, seçilen şahıslara temsil selahiyeti verdikleri varsayılmaktadır. Şüphe yok ki, seçmenler vekillerine "siz nasıl isterseniz öyle kanun çıkarın ve devleti yönetin" demiyor, tam aksine "siz bizim vekillerimizsiniz, bizim istediğimiz gibi kanun çıkarın ve yönetin" diyorlar. Vekiller devletin idare merkezine gidip faaliyetlerine başladıklarında, yaptıklarının millet iradesine (seçmenlerin isteklerine) uygun olup olmadığı nasıl tesbit edilecektir? Hukuk ve siyaset bilim adamları bu sorunun cevabını aramışlar, halkın yönetime katılmasının çareleri üzerinde düşünmüşlerdir. Ancak bu güne kadar bulunan çareler, temsilî demokrasilerde millet iradesinin meclise ve yönetime tam olarak yansımasını sağlamada yeterli olamamıştır.
Türkiye'yi örnek olarak alırsak gerek yasamada ve gerekse yönetimde iradesi geçerli olan görünüşte meclistir, gerçekte ise iktidar partisi veya partilerinin yönetici kadrolarıdır. Bu kadrolar da yalnızca kendi iradeleri ile değil, onları destekleyen ve yönlendiren iç ve dış güç odaklarının iradeleri ile (en azından bunları göz önüne alarak) hareket etmektedirler. Yöneticiler parti guruplarının iradelerine, parti gurupları da milletvekillerinin iradelerine hakim olmaktadırlar. Halbuki temsilî demokrasilerde varsayılan ilke, vekillerin bu sıfatla tasarruflarına, onlara vekalet veren seçmenlerin (halkın, milletin) hakim olduğu idi. Yarı doğrudan veya yarı temsili sistemlerde halk iradesinin yönetime yansıması ilkesi bir miktar daha işlerlik kazanmakla beraber bu da o ölçü ve miktar sınırlarında kalmaktadır. R. Garaudy, "İster Allah'ın yerini gasbeden mutlak bir hükümdarlık biçiminde olsun, ister kabilenin ya da mezhebin yerini alan, partilerden ve sınıflardan oluşmuş bir parlementonun ya da evet veya hayırdan başka cevabın olmayacağı referandumun sözkonusu olduğu bir 'aygıt' biçiminde olsun tüm temsil etme ve edilme aldatmacadır" derken bu gerçeği dile getirmektedir. (20. Yüzyıl Biyografisi, s. 257).
Temsilî demokrasinin savunucuları, yönetime halk iradesinin her kademede yansımasını değilse bile kısmen yansımasını, belli süreler sonunda yapılan serbest seçimlerin sağladığını, bu seçimlerde halkın, icraatını veya programlarını beğenmediği partilere ve adaylara oy vermemek suretiyle bunu gerçekleştirdiğini ileri sürmektedirler. Ancak bu da bir iddia ve varsayımdan ibaret olup iki önemli açığı bulunmaktadır: a) Seçimlerin dört yılda bir olduğunu düşünürsek bu uzun süre içinde vekillerin, halk iradesine ters düşen tasarrufları geçerli ve bağlayıcı olmakta, çoğu zaman atı alan Üsküdarı geçmektedir. b) Parti ve adayların seçiminde halkın bilgi, duygu ve iradesi iki yüzlü ve aldatıcı davranışlarla yönlendirilmektedir.

Kitlelerin saflığından yararlanmak adayların işlerine gelir. Oy avcılığı daha çok bilinçaltını yönlendirme sorunu olur. Siyasal söylevciler, duygusal içeriklerle yüklü sözcükleri ve imgeleri (hayalleri) utanmazca kullanırlar. Oy verme işlemi, genellikle olguların ve sorunların nesnel bir biçimde tartışılmasıyle yapılmaz. Bunun yerine seçmen, zekice bulunmuş sloganların ya da özellikle çekici görünen posterlerin kışkırttığı duygusal dürtülerle etki altında bırakılır. Yasama meclislerinde, rasyonel olmayan etmenlerin etkileri, neredeyse seçmenler arasındaki etkileri kadar apaçık görülür. (E.M. Burns, Çağdaş Siyasal Düşünceler, Ankara, 1984, s. 32.)

Yerinden yönetime ağırlık verilmesi ve sivil toplum teşkilatı ile halkın her an yönetimi denetlemesi ve ona katılması, son zamanlarda siyaset bilimi uzmanlarının üzerinde ısrarla durdukları çaredir. Ancak -kısmen fayda sağlasa bile- bugüne kadar dünyanın hiçbir yerinde bu çözüm teklifi ve uygulaması da amacı gerçekleştirememiştir.
Demokrasinin tercih edilmesi gereken bir sistem olduğu iddiası iki ön kabule dayanmaktadır: a) Hakimiyet milletindir (böyle olmalıdır), bu ilkenin gerçekleşebildiği, geçerlik kazandığı tek sistem demokrasidir. b) Milletin veya millet çoğunluğunun değerlendirmesi ve kararı iyidir, doğrudur, güzeldir, insanlara aradıkları mutluluğu vermek için yeterlidir. Bundan önceki yazı ile bu yazıda millet iradesinin ve dolayısıyle hakimiyetinin devlet yönetimine yansıması ilkesinin, başka bir deyişle devletin, milletin istediği gibi yönetilmesi amacının, hangi şeklinde olursa olsun temsili demokrasilerde tam olarak gerçekleşmediğini ortaya koymaya çalıştık. İkinci önkabulü; yani "millet çoğunluğunun kararının iyiyi, güzeli, doğruyu" temsil ve teşkil ettiği iddiasını ise aşağıdaki ele alacağız.


 


Buradaki iki mavi çizgi arası içerik site editörünce konulmuştur ve rastgele çıkmaktadır. İçeriğini onayladığımız anlamına gelmez, dikkatli davranın.

 
Bu Kitapta: Önceki Makale | Sonraki Makale | İçindekiler |

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git



   


BULUNDUĞUNUZ SAYFAYI AŞAĞIDAKİ ARAÇLARLA KULLANABİLİRSİNİZ: