HayrettinKaraman.net
Mobil - Metin Versiyonu

[Facebook] - [Twitter] - [YouTube] - [instagram]

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git


Bu Kitapta: Önceki Makale | Sonraki Makale | İçindekiler |


IV
Haklar, Ödevler

Dindarların İktidarı
Seçimler yaklaştıkça Batılılar ve aynı çizgide düşünüp yaşayan yerliler, dindarların iktidarını, daha yoğun ve daha hararetli bir şekilde konuşmaya başladılar. Bu cümleden olarak bir Amerikalı uzman (Daniel Pipes) bir yazısında, Türkiye ile İran'daki dindarlığı karşılaştırarak "İrandaki dindarlar (mollalar) iktidara bir geldiler, bir daha da gitmiyorlar, ama Türkiye böyle değildir, bunlar seçimle gelir ve yine seçimle giderler. ABD birinci tip dindarların iktidara gelmemesi için mücadele etmeli, ancak ikinci tip dindarların iktidara gelmelerini -geldikleri takdirde- kabullenmelidir" diyor.
Bundan önceki seçimlerde de ülkemizde aynı konu şu söylem çerçevesinde tartışılmıştı: Sandıktan İslâmî yöntem çıkarsa demokrasi adına bu sonuca katlanılacak mıdır, yoksa "demokrasi buraya kadardır, buradan ötesine yol yoktur" denilerek müdahale mi edilecektir?
Yeniden canlandırılan bu tartışma sebebiyle, gözardı edilen bazı gerçeklere işaret etmekte fayda görüyorum:
1. Tarihi vakıa olarak konuya baktığımızda, Hz. Peygamber (s.a.)'den sonra meşrû, sahih İslâm iktidarının bey'at (iktidara lâyık olanı serbest irade ile toplumun işbaşına getirmesi, ilahi iradeden sapmadıkça ona itaat sözü vermesi) ile geldiğini, hile, baskı ve kuvvet ile düşürüldüğünü (böylece hilafetin yerine saltanatın geçtiğini) görüyoruz. Şu halde gelmesi ve gitmesi için zora, kuvvete ihtiyaç gösteren sahih islâmî iktidar değildir, diğerleridir.
2. İktidara gelip bir daha gitmeyen "dindarlar" için İran örneğinin seçilmesi dünyaya şaşı bakmanın tabii bir sonucudur; çünkü pek çok İslâm ülkesinde şeriat yönetimini temsil ettiklerini söyleyen totaliter iktidar sahipleri (krallar, liderler, partiler...) yıllardan beri ülkelerini demir yumrukla yönetiyorlar ve gitmeye de hiç niyetleri yoktur. Bunların örnek olarak zikredilmemesi, Avrupa ve Amerika'nın kurduğu, yürüttüğü, çıkar dengelerini lehlerine işlettiği sözde yeni dünya düzenine uyum göstermeleri, onunla ters düşmemeleri olsa gerektir. Böyle olmasa, ölçü "iktidara bir gelince bir daha gitmemek" olsa önce bunların zikredilmesi gerekirdi.
3. İktidarın değişmesini partiler ve kişilerin değişmesi olarak değil de farklı ideolojilere dayalı sistemlerin, düzenlerin değişmesi olarak düşünürsek bunlardan birinin, iktidarı şöyle yahut böyle bir yoldan bir kere ele geçirince, her imkânı kullanarak -düzen değişikliği mânâsında- iktidar değişikliğine engel olduklarını, halkın kahir ekseriyeti istese bile böyle bir değişikliğe rıza göstermediklerini ve bu mânâda "bir gelince bir daha gitmediklerini" görürüz. Bu tutum demokrasiye, insan haklarına, hukuk devleti ilkesine... sığıyor da neden bir başka düzenin aynı tutumu benimsemesi ihtimali dünyanın sonu gibi takdim ediliyor? Burada bir çelişki, hatta çelişkinin de ötesinde antidemokratik bir baskı kendini göstermiyor mu?
4. Türkiye'de sahih ve kâmil İslâm'ın yakın bir tarihte ve bir adımda iktidara gelemiyeceğini bilmeyenler çocuklar ile çocuk akıllı büyükler olsa gerektir. İslâmın iktidar olması uzun ve ince bir yoldur ve ancak tabandan tavana bir yöntemle gerçekleşebilir. Mevcut tezahürler ve örnekler yakıştırma yahut iddiadır yahut da bir kapı, bir adımdır.
İnsanoğlunun zaaflarından biri de başkalarını kandırıyorum zannederek kendisini kandırması olsa gerektir.


 


Buradaki iki mavi çizgi arası içerik site editörünce konulmuştur ve rastgele çıkmaktadır. İçeriğini onayladığımız anlamına gelmez, dikkatli davranın.

 
Bu Kitapta: Önceki Makale | Sonraki Makale | İçindekiler |

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git



   


BULUNDUĞUNUZ SAYFAYI AŞAĞIDAKİ ARAÇLARLA KULLANABİLİRSİNİZ: