HayrettinKaraman.net
Mobil - Metin Versiyonu

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git


Bu Kitapta: Önceki Başlık | Sonraki Başlık | İçindekiler |


Filistin örneği
Filistinlilerin yurtlarındaki tarihi varoluşları milattan öncesine kadar uzanmaktadır. Yahudiler Mısır'dan göç ederek bu topraklara geldiklerinde (M.Ö. 12. yüzyıl) orada yaşayan halklar arasında Filistinliler de vardı. Hz. Ömer'in fethinden itibaren Filistin toprakları İslâm hâkimiyetine girdi ve hâkim nüfus da bugün adına Filistinliler dediğimiz müslümanlaşmış Araplar oldu. Diğer halklar gibi Yahudiler de Osmanlı döneminin sonuna kadar bu topraklarda huzur ve adâlet içinde yaşadılar, göçlerle çoğaldılar. Herşeye rağmen 1947 taksim plânında bir milyon Filistinli müslümana karşı beşyüz bin Yahudiye toprakların yarıdan fazlası verildi. Hazırlıklı Yahudi kıtaları, Arapların parçalanmışlık ve dağılmışlıklarından yararlanarak ve arkalarına Amerika, İngiltere gibi destekçileri de alarak, 1948'de Filistinlileri -ülkenin yüzde yetmişine ulaşan- topraklarından sürüp çıkardılar, bunu yaparken hiçbir meşrûiyyet ölçüsüne dayanmadılar, hiçbir uluslararası kural ve karara uymadılar. 1967'de ise Gazze ve Batı Şeria'da (Filistin'in yaklaşık onda birinde) sıkışmış olan Filistinlileri buradan da sürdüler, yerlerini işgâl ettiler ve kalanları da yönetimleri altına aldılar. Dağılmış, birbirine düşmüş, her birinin yönetimi halktan kopmuş, belli bir ideolojinin -ve bu ideolojiyi temsil eden dünya gücünün- dümen suyuna girmiş İslâm ülkeleri bu olup bitenler karşısında ya hissiz ve ilgisiz, yahut da aciz kaldılar. Bir avuç Filistinli zulme ve yok edilmeye karşı direndi.
Filistinli direnişçiler "niçin direndiler?" İnsan tabiatı, hukuk, ahlâk, dinler, "İsrail'in yaptıkları karşısında direnmeyi, boyun eğmemeyi gerektirdiği, hattâ emrettiği için" direndiler. İsrail ülkede, sulh ve adâlet içinde kendilerine de bir yurt edinmenin peşinde değildi. Onun amacı Fırat'tan Mısır'a kadar uzanan bölge içinde yalnızca Yahudilere ait bir yurt edinmek ve bu yurt içinde başka hiçbir bağımsız, insan haklarına sahip insan grubunu barındırmamak idi. Bu amaç karşısında binlerce yıldan beri bu topraklarda yaşamış Filistinli ya yok olacak, yahut da direnecekti. Direnmeye karar verildi. Elinde yumruğu, tırnağı ve taşından başka silâhı yoktu. Eğer silâh bulabildiyse, bu da, İsrail'in elindeki gelişmiş silâhlara karşı birkaç küçük el silâhı, bomba ve modası geçmiş küçük, kısa menzilli füze idi. Filistinli işte bu imkânsızlıklar içinde direndi, direniyor, İsrail'i korkutuyor, rahatsız ediyor, âdil bir barışa zorluyor...
Elli yıldan beri Filistinlinin Yahudiden neler çektiğini bilmeyen, İsrail'in etkili propagandasına aldanmış, gaflete hattâ hiyanete düşmüş birçok müslüman, direnen Filistinlileri ayıplıyor, zulümden ve aldatmacadan ibaret olan barışa râzı olmasını istiyor, direnişte kullandığı yöntem ve araçları normal -hattâ tarihi- şartların kurallarına göre değerlendiriyor, sorguluyor ve mahkûm ediyorlar. Sivillere zarar veren, eylemciyi de yok eden bazı eylemlerin meşrû olmadığını savunuyorlar. Onlara şu birkaç hususu hatırlatmak belki faydalı olur:
a) Şimdi savaşlar kılıç, ok ve mancınıkla değil, ateşli silâhlarla yapılıyor ve bu silâhların zarar veren etkisini askerlere tahsis -sivillere zarar vermeden savaş- mümkün olmuyor.
b) Normal hallerin kuralları, fevkalâde hallere, çaresizlik içinde yapılan eylemlere uygulanmaz; zarûretler gerektiği ölçüde yasakları, haramları kaldırır. Gazzali'nin kaide kalıbına soktuğu şekliyle ifade etmek gerekirse "zarûret topluma ait (genel) ve kesin olunca nasların yasaklarını -geçici olarak- kaldırır." Yine onun verdiği örneği kullanmak gerekirse "Önlerine müslüman esirleri siper edinerek İslâm ordusuna veya kalesine doğru ilerleyen düşman askerlerini yok etmek için, müslümanlar atış yaparlar. Bu atışta müslüman esirlerin isabet almaları kaçınılmazdır, ancak bunda zarûret vardır ve atışı yapan müslümanların maksadı esirlere zarar vermek değil, düşmanın ilerlemesini durdurmaktır."
Özetlemek gerekirse Yahudiler, önce İngilizlerin sonra da Amerika'nın himâye ve yardımı ile müslüman Filistin topraklarını gasbetmiş, şiddet kullanarak insanları yurdundan etmiş, tüyler ürpertecek işkenceler yapmışlardır ve bu eylemlerine dünyanın gözü önünde devam etmektedirler. Kendileri için uzun vâdede bile olsa tehlike gördükleri her oluşumu ortadan kaldırmakta, bunun için -her ölçüye göre- meşrû olmayan yolları ve yöntemleri kullanmaktadırlar. Filistin halkına zorla kabûl ettirmeye çalıştıkları barış ve antlaşma da maskeli ve katmerli bir zulümdür. İşte bütün bu eylemler terördür, bunları yapanlar da teröristtir. Öte yandan Filistinli mücahitlerin eylemleri terör değil, cihaddır; çünkü onlar canlarını, dinlerini, mallarını, nesillerini, rûh ve akıl sağlıklarını korumak ve savunmak için eylem yapmaktadırlar; yerine bir başkasını koymaları mümkün olmayan eylemler yapmaktadırlar, yaptıkları meşrû müdâfaadır ve meşrû müdafâa bütün hukuklara göre insan hakkıdır.


 

 
Bu Kitapta: Önceki Başlık | Sonraki Başlık | İçindekiler |

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git



   


BULUNDUĞUNUZ SAYFAYI AŞAĞIDAKİ ARAÇLARLA KULLANABİLİRSİNİZ: