HayrettinKaraman.net
Mobil - Metin Versiyonu

[Facebook] - [Twitter] - [YouTube] - [instagram]

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git


Önceki Makale | Sonraki Makale | Makale Listesi |


Sekülerleşme hakkında

Bazı yazarlar ve bilim adamları kentleşme, ekonomik düzen ve bilim alanlarındaki değişim sebebiyle kaçınılmaz olarak toplumun sekülerleşeceğini söylüyorlar.

“Sekülerlik kendiliğindendir, bir merkezî otorite tarafından tasarlanmaz ve uygulanmaz” görüşünü biz tartışmaya açık buluyoruz.

Artık açıkça görülüyor ki, dünyada ekonomik düzeni kuranlar, şehri (medineyi) kente dönüştürüp sosyolojisini oluşturanlar ve bilimi özel alanından çıkarıp dinin karşısına koyanlar belli merkezlerdir. Bunlar sanıldığı gibi kendiliğinden ve tabii olarak gerçekleşmiyor.
Bu girişten sonra çağımızın önemli Müslüman düşünürlerinden S. Attas’ın sekülerleşme konusundaki görüş ve değerlendirmelerini aktaracağım (Modern Çağ ve İslami Düşünüşün Problemleri, İst. 1989):

Sekülerleşme insanın aklı ve dili üzerindeki önce dinî sonra metafizik denetimden kurtarılmasıdır. Bu dünyanın dinî veya din misilli kavranışından soyularak bütün kapalı dünya görüşlerinin atılması, tüm doğaüstü mitlerin ve kutsal sembollerin parçalanmasıdır… İnsanın bakışlarını dünya ötesinden bu dünyaya ve bu zamana çevirmesidir (s.43).

İslam fenomeni ve onun dünya kültürleri ve medeniyetleri üzerindeki etkileri, görüşümüze (Attas’a) göre, doğru bir şekilde “doğanın tılsımının bozulmasını,” doğru bir şekilde “politikanın kutsallığının kaldırılmasını” ve yine doğru bir şekilde “değerlere yüklenilen kutsallıkların yok edilmesini” doğurmuştur ama bununla beraber hiçbir zaman sekülerleşmeye sebebiyet vermemiştir.

Sekülerleşme bir bütün olarak tamamen gayr-i islâmî bir dünya görüşünün ifadesi olmakla kalmayıp İslam’a da karşıdır. Bu yüzden İslam, sekülerleşmenin açık ya da kapalı her türlü tezahürünü ve nihai olarak varmak istediği gayeyi kesinlikle kabul etmez. O halde Müslümanlar bunu kendi içlerinden ve nerde görürlerse derhal kovmalıdırlar. Çünkü o, gerçek inancı (iman) öldürücü bir zehir gibidir (s. 68).

Diğer yandan Kur’an bizzat dünyanın kendisini de küçümsemez, onun harikuladeliklerini tefekkür ve teemmül etmemizden ve açıklamaya çalışmaktan alıkoymaz, sadece dünya hayatının, ilgileri başka yönlere kaydırıcı doğasına karşı uyarıda bulunur…

Seküler kelimesinin Kur’an’ın yansıttığı İslam dünya görüşünde tam bir karşılığı yoktur. Dünya “yakınlaştırılan” olduğu için ve hem dünya hem de doğa, Allah’ın ayetleri (işaretleri) olduklarından bu durumda yakına getirilenler aynı zamanda Allah’ın ayetleri olmaktadır… Allah’ın rahmeti ve sonsuz sevgisi O’nun alametlerinin bize yakınlaştırılmasına ve bizim onları daha iyi anlamamıza sebep olmuştur… (s.69).

Dolayısıyla bazı Müslümanların (özellikle modernist eğilim denilen yolun takipçisi kimi ulema ile geçtiğimiz asrın sonundan itibaren süregelen Batı’nın başarılarından(!) telaşa kapılarak, Batılı bilgilenme tarzıyla fazlaca haşir-neşir olmuş kimi aydınların) Müslüman aklını, bilim, teknoloji, insan bilimleri ve sosyo-ekonomik gelişmelerdeki modern başarılar düzeyine çıkarma yolunda, belki iyi niyetli ama yanlış hedeflenmiş bazı girişimleri açık bir hatadır. (Yazar takip eden satırlarda bu girişimlere “İslam sosyalizmi ve İslam liberalizmi”ni örnek olarak verip eleştirmektedir (s.71 vd.).

19.03.2015



Buradaki iki mavi çizgi arası içerik site editörünce konulmuştur ve rastgele çıkmaktadır. İçeriğini onayladığımız anlamına gelmez, dikkatli davranın.

 
Önceki Makale | Sonraki Makale | Makale Listesi |

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git



   


BULUNDUĞUNUZ SAYFAYI AŞAĞIDAKİ ARAÇLARLA KULLANABİLİRSİNİZ: