HayrettinKaraman.net
Mobil - Metin Versiyonu

[Facebook] - [YouTube]

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git


Önceki Makale | Sonraki Makale | Makale Listesi |


İnsan nasıl doğar, nasıl değişir?

Kendisinin ateist olduğunu açıklayan ve bununla da onur duyduğunu söyleyen bir bayan “Herkes ateist olarak doğar” demişti.

Liberal demokrat bir akademisyen de geleneğimizde mevcut “itaat kültüründen “ şikayetçi oluyor ve “hür, demokrat, insan haklarına saygılı insanlar olmamızı bu kültürün engellediğini” söylüyordu.

Özgürlükçü eğitimi savunanlara göre insanoğlu, belli kurallar, yasaklar, değerler ile kuşatılmadan serbest bırakılarak “eğitilmeli”, kişiliğini kendiliğinden bulmasına ve oluşturmasına zemin hazırlanmalıdır. Tabii bu “kaldırılması gereken değerler ve kuralların” başında da dinimizde ve geleneğimizde mevcut olanlar bulunmaktadır.

Bu iki iddia ve yaklaşım bizi, düşünce tarihi boyunca tartışılagelen “insanın tabiatı” ve “özgürlük” konularına getirmektedir. Bir köşe yazısında bu zor konuları, hakkını vererek tartışmak mümkün olmasa da bazı şeyler söylemek -medyaya düşen iddialar sebebiyle- zaruri oluyor.

Bundan önceki yazımda şu cümleleri kurmuştum:

“İslâmî öğretiye göre insanın ilk yaratılış durumu, temiz ve günahsız, gelişme ve olgunlaşmaya hazır ve elverişli, insan olmanın ve insanca yaşamanın gerektirdiği bütün imkân ve özellikleri bünyesinde taşıyan bir potansiyel tamlığa sahiptir. İnsan fıtratında Allah’ın varlığını ve birliğini tanımaya doğru tabii bir eğilim vardır. Hatta İslâm âlimleri genellikle, bu eğilimin ilk yaratılış anında insanla Allah arasında yapılmış temsilî sözleşme ile ilintili olduğu kanaatindedirler” (A‘râf 7/172-173).

İlgili bilim dallarında insan eylemlerinin altında yatan temel unsurun ne olduğu sorusuna insanın tabiatı (doğası) bağlamında farklı görüş cevap vermiştir: 1. İnsanın doğası itibariyle kötü olduğunu ve insan davranışlarını motive eden temel unsurun insanın bencil arzuları ya da çıkarları olduğunu savunan görüştür. 2. İnsanın doğası itibariyle iyi olduğu dolayısıyla insan davranışlarını motive eden temel unsurun özgecilik gibi duygular olduğunu savunan görüştür.

Rousseau, eğitim konusunu ele aldığı Emile adlı eserinde şöyle der: “Her şey Yaratıcı'nın elinden çıktığında iyidir; insanoğlunun elinde bozulur. İnsanoğlu hiçbir şeyi, hatta insanı bile, doğanın yaptığı şekliyle istemez.” Rousseau bu ifadelerle uygarlığın insan doğası üzerine yaptığı olumsuz etkiyi vurgulamak ister. Rousseau’yu diğer aydınlanma filozoflarından ayıran en önemli unsur bu dönemin insan anlayışına yaptığı eleştirilerdir.

Hem İslamî öğretiye hem de Rousseau gibi düşünen eğitimcilere ve filozoflara göre, yazının başında naklettiğim iki yaklaşımın tartışmaya açık, hatta isabetsizliği baskın olduğu ortaya çıkmaktadır.

Ehl-i sünnet’in kelam sahasında iki büyük imamından biri olan Ebu Mansur Mâtürîdî’ye göre Yaratıcı’nın insana verdiği akıl, şeriki olmayan bir Allah inancına ulaşmak için yeterlidir ve sorumluluk bakımından durum, peygamber gönderilmiş de tevhid inancı tebliğ edilmiş gibidir. Akıl insan fıtratının önemli bir unsuru olduğuna göre “insan, yaratılıştan, yani tabiatı icabı olarak “Bir Allah’a iman” kabiliyetini taşıyor demektir (Te’vîlât, İsra:17/15. ayetin tefsiri).

Önceki yazıda naklettiğim hadise ve tecrübeye göre insanoğlunu mümin ve iyi veya kâfir ve kötü eden çevredir, eğitimdir.

Özgür eğitimcilerin yanıldıkları veya görmek istemedikleri husus, çocuk üzerinden iyiye yönelik eğitim müdahalesi kaldırıldığı zaman onun tamamen kendi başına kalacağı, kendi haline terk edilmiş olacağıdır. Halbuki gerçek şudur: İnsanoğlu ıssız bir adada doğup büyümedi ise biyolojik etkilere ek olarak onun etrafını sarmış bir sosyal, psikolojik ve etkili çevre vardır ve insanoğlu bu çevrenin çocuğudur. Günümüzde öz değerlerimizi korumak bakımından daha vahim durum, çocuklarımızın ailelerine ait olmaktan çok elektronik dünyayı kontrol eden yabancılara ait hale gelmiş olmalarıdır.

Hasılı özgürlük, kendi başınalık, etkiden azadelik yoktur; ya bizim değerlerimize göre veya yabancılar ile yabancılaşmışların değerlerine göre şekillenmek vardır.


12.03.2015

 
Önceki Makale | Sonraki Makale | Makale Listesi |

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git



   


BULUNDUĞUNUZ SAYFAYI AŞAĞIDAKİ ARAÇLARLA KULLANABİLİRSİNİZ: