HayrettinKaraman.net
Mobil - Metin Versiyonu

[Facebook] - [Twitter] - [YouTube] - [instagram]

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git


Önceki Makale | Sonraki Makale | Makale Listesi |


Türkiye'nin dostları ve düşmanları

Uluslararası ilişkilerde ne dostluk ne de düşmanlık sürekli oluyor; birgün "savaş ilan edecek duruma gelenler" kısa bir süre sonra el sıkışıyor, dostluktan, dayanışmadan, işbirliğinden dem vuruyorlar.

Şu günlerde dostumuz var mı, bilmiyorum; ama "ümmetin toparlanması, hak ve adaletin gerçekleşmesi, mazlumların adalete kavuşması, zayıfların ezilmemesi" için çabalayan ve uçuşa geçmek üzere olan Türkiye'nin muhalifleri ve düşmanları oldukça çok.

Değerli Dışişleri Bakanımız "komşularla sıfır problem" hedefini açıkladı ve bunu gerçekleştirmek için olağanüstü çaba harcadı, harcamaya devam ediyor. Ama "Yurtta sulh, cihanda sulh" sloganıyla yola çıkan, fakat içeride sulhu darağaçları ve zindanlarla sağlayan, cihanda sulhu da kabuğuna çekilerek, Lozan'da isteneni vererek, İngilizlerin paylaşma teklifine rağmen Musul'u bile almaya cesaret edemeyerek... sağlayanlar yeni politikanın da böyle olmasını bekliyorlar. Halbuki yeni politikanın merkezinde "hak, adalet, haklının yanında mazlumun karşısında olmak, gerektiğinde değerleri çıkarların önünde tutmak" gibi bizim temel değerlerimiz var. "Tek bizim ve bizimle problem olmasın da kim kime ne yaparsa yapsın, dünya nereye giderse gitsin" diyen bir politika ile "sıfır problem" elde edilecekse "istemez, kalsın" demek elbette bize düşen ve bize yakışan tercih olacaktır.

Bir de problemin bizden mi, komşulardan mı, yoksa dünyanın iri (büyük değil) oyuncularından mı kaynaklandığına bakmak gerekiyor:

İri devletler tarafından, Ortadoğu'da İsrail'in güvenliği ile "petrol, gaz, uranyum" gibi kritik maddelerin en ucuz ve güvenli bir şekilde temini amacına yönelik bir düzen kurulmuş. Bu düzenin devamı, mazlum ve mağdur halkların uyanmamasına, birleşmemesine ve güçlenmemesine bağlı. "Uyanma, güçlenme ve birleşme"nin gerçekleşmesi bir lider/öncü devlet gerektiriyor ve son yıllarda Türkiye bu amaca uygun tek devlet olarak sivriliyor.

İşte sıfır probleme de, Türkiye'de istikrara da, AK Parti iktidarına da karşı kurulan komplolar, tuzaklar, oyunlar tahlil edilirken bu "iri devletler ile Türkiye arasındaki" örtülü mücadelenin daima göz önünde tutulması gerekiyor.

Akl-ı selim ve kalb-i selim sahiplerinin bir dönüp sağlarına ve bir daha dönüp sollarına bakmaları gerekiyor; bu iktidar kadrosunun yerine koyabilecekleri başka bir kadro varsa -ki, bana göre yoktur- bir diyeceğim olamaz, yoksa kimse pire için yorgan yakmamalıdır.

Mecellemizin 26. Maddesi şöyle der: "Zarar-ı âmmı def'içün zarar-ı hâss ihtiyâr olunur".

Gençler de anlasın diye günün diline çevirelim:

Kamuya (ve bu arada ümmete) ait zararı önlemek için bir şahıs, bölge veya gruba ait zarar göze alınır, sineye çekilir.

Siyasette olan selim akıl ve kalb sahiplerine de bu kuralı hatırlatıyor ve örnek olarak merhum şehid Muhsin Yazıcıoğlu'nu dua ile anıyorum.

19.12.2013



Buradaki iki mavi çizgi arası içerik site editörünce konulmuştur ve rastgele çıkmaktadır. İçeriğini onayladığımız anlamına gelmez, dikkatli davranın.

 
Önceki Makale | Sonraki Makale | Makale Listesi |

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git



   


BULUNDUĞUNUZ SAYFAYI AŞAĞIDAKİ ARAÇLARLA KULLANABİLİRSİNİZ: