HayrettinKaraman.net
Mobil - Metin Versiyonu

[Facebook] - [Twitter] - [YouTube] - [instagram]

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git


Önceki Makale | Sonraki Makale | Makale Listesi |


Dindarlıkta bütünlük ve zaruret hali

Hz. Ali'nin (Allah ondan razı olsun), Kur'an'ı istismar eden muhaliflere karşı söylediği bir söz vardır: "Söz doğru ama kötü maksat için kullanılıyor."

Bugün de bazı eksikleri, kusurları bulunan, bulunabilen dindar Müslümanlara karşı muhaliflerin kullandıkları bir ifade var: "Efendim bunlar, riayet ettikleri dinî kurallar ve yaptıkları ibadetlerde de samimi değiller, eğer samimi olsalar şu şu hataları, eksikleri, kusurları olmazdı, dini bütünü ile uygularlardı…"

Bunu söyleyenlerin maksadı dindarları uyarmak, dini daha kamil manada yaşamaya teşvik olsaydı "söz ne kadar güzel, tenkit ne kadar yerinde" diyerek onları tebrik ve takdir ederdik. Ne yazık ki, maksat kötü, hedef bâtıl. İstedikleri, "dindarların dini hayatlarında eksik kalanları da yapmaları" değil, tam aksine yaptıklarını da terk etmeleridir. Bu hükmümüzün delili de şudur: Bunu söyleyenler laik olduklarına göre "dini bölüyorlar, bir kısmına izin veriyorlar, muamelat denilen diğer kısmını ise yasaklıyorlar" demektir, laiklik budur. Şu halde farkında olmadan gülünç bir çelişkiye düşüyorlar, hem "samimi iseler dini tam uygulasınlar" diyorlar, hem de dinin büyük bir kısmının uygulanmasını laik devlet adına yasaklıyorlar.

Müslümanların el kitaplarına (ilmihallere) bile baksalar şunu görecekler:

1. Amel (uygulama) önemli olmakla beraber imanın olmazsa olmaz bir parçası değildir; yani bir mümin günah işledi, bazı dini hükümleri, inandığı halde ihmal ettiği için dinden çıkmaz. Eğer böyle olmasaydı tarihte ve günümüzde mümin bulmak oldukça zor ve nadir olurdu.

2. Mümin elinden geldiği, gücünün yettiği kadar dinine, imanına uygun yaşamaya çalışır. İrade zaafı, çeşitli iç ve dış tahrikler gibi sebeplerle günaha girdiğinde, can bedende olduğu sürece tevbe kapısı açıktır, hemen pişman olmak, gönlünü Rabbine açarak af dilemek elindedir ve Allah, Peygamberi'nin dilinden "af dileyenler, tevbe edenler temizlenirler, günahı işlememiş gibi olurlar" buyuruyor.

3. Dinde bir kural daha vardır: "Zaruretler geçici olarak yasakları kaldırır, haramları mubah kılar." Birçok durumda zaruret (zorda kalma, mecbur olma) bulunduğu halde mubah olma iznini kullanmamak (azimetle amel etmek) daha üstün bir dindarlık davranışıdır, ama izni kullanmak (ruhsat ile amel etmek) de bir imkandır, dindarlığa aykırı değildir, günah değildir.

Zaruretin iki boyutu vardır:
Birinci boyut hayati olandır; gereği yapılmazsa arkasından ölüm veya sakatlık gelecektir.
İkinci boyutu normal hayatı engelleyen, sıkıntıya düşüren ihtiyaçtır; gereği yapılmazsa hayat devam eder, ama sıkıntılı olur, birçok iş, verim, üretim, hizmet aksar, uzun vadede birinci boyuta da geçiş olabilir.
İşte bu iki boyuttaki zaruret de "zaruret hali kalkıncaya kadar ve ihtiyacı karşılayacak ölçüde" birçok dini yasak ve haramı kaldırır. Birçok dedim; çünkü mesela zaruret var diye bir masumun canına kıymak veya ırzına geçmek asla caiz ve mübah olmaz.

03.11.2013



Buradaki iki mavi çizgi arası içerik site editörünce konulmuştur ve rastgele çıkmaktadır. İçeriğini onayladığımız anlamına gelmez, dikkatli davranın.

 
Önceki Makale | Sonraki Makale | Makale Listesi |

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git



   


BULUNDUĞUNUZ SAYFAYI AŞAĞIDAKİ ARAÇLARLA KULLANABİLİRSİNİZ: