HayrettinKaraman.net
Mobil - Metin Versiyonu

[Facebook] - [Twitter] - [YouTube] - [instagram]

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git


Önceki Makale | Sonraki Makale | Makale Listesi |


Zarurete düşürenler sorumlu

Bir insan, hele de Müslüman topluluğunda varlıklı kimseler ve yokluk içinde olanlar bulunduğunda, varlıklıdan alıp yoksulu da onun seviyesine getirmek çare değildir; böyle bir hedef fıtrata aykırıdır ve denendiği halde istenen sonuç alınamamıştır. Ama varlıklıdan alıp, yoksula, normal bir hayat için gerekli ihtiyaçlarını sağlayacak kadar vermek çaredir, mümkündür, denenmiş ve sonuç alınmıştır. Ömer b. Abdülaziz zamanında, İslam toplumunda, temel ihtiyaçlarını sağlamamış insan kalmadığı için zekatın nereye verileceği bir problem olmuştur.

Bugün İslam ülkeleri de dahil olmak üzere bütün dünyada, kaba bir hesaba göre insanların yüzde yirmisinin serveti, yüzde seksene düşen servetten daha fazladır. Bu kadar servete hükmeden azınlığın bu serveti helal/meşru yollardan kazandıkları şüpheli olduğu gibi, bu servet üzerinde yoksullara ait olan hakkı vermedikleri de kesin gibidir. Aksi halde geri kalmış ve yoksul ülkelerde, vicdanı olanların hayatını karartan yoksulluk ve perişanlık manzaralarını göremezdik.

Bu gidişin sonu ne olacak?

Doğu'dan ve Batı'dan aklı erenlerin söylediklerine göre en fazla elli yıl içinde bu çarpık düzen değişmezse, her gelen on yıl bir öncekinden daha kötü olmak üzere dünyanın kazığı kopacak, zenginler önce özel güvenlik aracılığı ile hayatlarına devam edecekler, sonra bu da fayda vermeyecektir.

Şimdi bundan önceki yazıda sözkonusu ettiğim zaruret halinin giderilmesi konusuna dönüyorum; şöyle demiştim:

Bu ihtiyaçları karşılamak için Müslüman önce kendi imkanlarına bakacak. Kendinde mecal yoksa karz-ı hasene (menfaatsiz ödünç verme uygulamasına) başvuracak, burada yoksa faizsiz bankaya başvuracak, burada da yoksa (olmuyorsa veya arada önemli ve zaruret halinin devamına sebep olacak kadar büyük fark varsa) diğer bankalara başvuracak...

Peygamberimiz (s.a.) yardım istemeye gelen bir şahsa ip ve balta vermiş, "çalış ve kazan, bu senin için daha hayırlıdır" demişti. Ferd için olsun toplum için olsun insanların çalışması ve üretmesinin hayırlı olduğunda şüphe yoktur. Ayrıca zengin fakir her mümin israftan uzak duracak, tasarrufa riayet edecek, ırmağın kıyısında abdest alsa bile suyu az kullanmaya çalışacaktır.

Ama çalışamayacak durumda olanlar, çalıştığı halde normal giderini karşılayamayanlar, çalışmak istediği halde iş bulamayanlar bu ve benzeri sebeplerle ihtiyaç içinde olanlar daima bulunacaktır.

Bu durumda olanların ihtiyaçlarından yararlanmaya kalkışmak; onların namus, mal, emek ve imkanlarına haksız olarak el koymak en aşağılık ahlaksızlıktır.

Yakından uzağa akrabadan varlığı müsait olanlar ilk yardıma koşanlar olmalıdır. Arkadan diğer mümin kardeşler ve en sonunda devlet devreye girmelidir.

Allah Teâlâ, ihtiyacı olana, hiçbir menfaat beklemeden ödünç para veren kuluna, "kendine ödünç vermiş" gibi muamele edeceğini vaad ediyor. Peki nerede bu vaad karşısında heyecana kapılıp yarışa kalkan Allah kulları! Neden bu "karz-ı hasen" uygulamasını kurumlaştırarak sosyal ibadetlerin en sevaplısını yapmıyorlar?

(Devam edeceğim).

22.08.2013



Buradaki iki mavi çizgi arası içerik site editörünce konulmuştur ve rastgele çıkmaktadır. İçeriğini onayladığımız anlamına gelmez, dikkatli davranın.

 
Önceki Makale | Sonraki Makale | Makale Listesi |

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git



   


BULUNDUĞUNUZ SAYFAYI AŞAĞIDAKİ ARAÇLARLA KULLANABİLİRSİNİZ: