HayrettinKaraman.net
Mobil - Metin Versiyonu

[Facebook] - [YouTube]

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git


Önceki Makale | Sonraki Makale | Makale Listesi |


Birliğe davet

Bir genç akademisyenin güzel bir hasbihalini sunuyorum:

...Bugün değindiğiniz konu, bugün İslam ümmetinin üzerindeki en büyük fitnedir, ve benim de her vesile ile her platformda dillendirmeye çalıştığım bir sorundur. Bugün bu bahse temas etmeniz, bana da bu konudaki fikirlerimi sizinle paylaşma cüreti verdi:

Sahip olduğumuz temel değerlerin yaşatılmasında ve bunların hayata geçirilmesinde insanların tümünün yekpare bir organizasyonun içinde yer alması mümkün olmamaktadır. Bu fıtri ve sosyolojik bir gerçeklik olan "cemaat" olgusunu doğurmaktadır. Belli hizmet alanlarında uzmanlaşma, bazı meslek gruplarında yoğunlaşma, veya meşrep uyumu gibi faktörlerle insanlar aynı amacı gerçekleştirmek için değişik yöntemler takip etmekte ve böylece farklı gruplar oluşturmaktadırlar.

Farklı yollar, Tevhid neşesini gerçekleştirmek için esasen birer araçtırlar. Ancak bütün mesele –ki günümüzdeki sıkıntı da budur- aracın, amacın önüne geçmesi tehlikesidir. Evet, maalesef bugün, bazı topluluklarda, bizzat o topluluğun tahkim edilmesi ve bekaası gayretleri ön plana çıkmış, kısaca cemaatçilik ve particilik Allah rızasının, İslam birliğinin önüne geçmiştir.

Ancak her Müslümanın hatırlaması gerekiyor ki, tek bir üst kimlik tanımımız var: Hz. Muhammed'i peygamber ve lider kabul eden insanlar topluluğu. Bu, yukarıda saydıklarımızın hepsinden daha önemli bir gerçek. Bu bilinmeyen değil, ama maalesef bugün "kavranılmayan" ve "hayata geçirilmeyen" bir gerçektir.

Farklı tasavvuf yolları, farklı cemaatler kendi metodlarında gayret ve feyizlerine devam ederken, aralarında tam İslam kardeşliği, dayanışma ruhunun olması, faaliyetlerinde birbirlerinin önlerini açacak adımları atmaları gerekir. İslam ümmetinin çok zor imtihanlar geçirdiği şu son onyıllarda gördük ki, bazı cemaatler, diğer cemaatlerin maruz kaldığı mağduriyetlere yeterince duyarlı olmadılar. Statükoyla olan ilişkilerinde zarar görmemek için gerekli dayanışmayı göstermediler. Öte yandan akademik, idari ve ticari alanlardaki atama ve yükselmelerde yine bu cemaat klikleşmesi, ümmet bilincinin önüne geçmektedir. Bugün cemaatler, bu ümmet bilincinden çok, kendi hiyerarşik ve ticari yapılarının sürdürülmesini ön plana almış görünmektedirler.

İnsanın ait olduğu gruba (bu bir ırk, millet, cemaat vb olabilir) yanlışlarını görmeksizin körükörüne bağlanıp onlarla hareket etmesi, hadislerde şiddetle zemmedilen "asabiyet" fitnesi kapsamında değerlendirilebilir diye düşünüyorum. Katılır mısınız?

Aslında Tarikatların, "kamil insan-medeni toplum" inşa ettiği yüzyıllarda hiçbir tekkenin böyle bir yapılanması yoktu. O yüzyıllarda farklı tarikatların şeyhleri bir birlerini ziyaret eder ve sohbetten feyz alırlardı. Çünkü aralarında çıkar çatışması doğuracak bir yapılanmaları yoktu. Şeyhlerin arasında rekabet olmadığı için tarikatların arasında da rekabet yoktu. İşte bu da, bugün bir türlü tesis edemediğimiz toplumsal barışı sağlıyordu.

Suyun kaynağı aynı olduktan sonra farklı çeşmelerden içmekte beis yok. Ama herkes aynı suyu içtiğini bilmeli, diğer çeşmelerin önünü kapatmamalı, her çeşmeden içene muhabbet duymalı.

Yrd.Doç.Dr. Mehmet SARAÇ

01.11.2009

 
Önceki Makale | Sonraki Makale | Makale Listesi |

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git



   


BULUNDUĞUNUZ SAYFAYI AŞAĞIDAKİ ARAÇLARLA KULLANABİLİRSİNİZ: