HayrettinKaraman.net
Mobil - Metin Versiyonu

[Facebook] - [Twitter] - [YouTube] - [instagram]

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git


Önceki Makale | Sonraki Makale | Makale Listesi |


Üzüldük, öfkelendik, ama...

Âlemlere rahmet olarak gönderilmiş ve en yüce ahlakı temsil etmiş olan Peygamberimiz Efendimiz (s.a.)e, bazı nasipsizlerin hakaret etmeleri elbette ona aşık ümmetini üzer ve öfkelendirir. Ama o yaşarken de kendisine hakaret edenler olmuştu; Taife'e gittiğinde sokak çocukları ve zalimlerin hizmetçileri tarafından taşlanmış, Taifli mütegalibenin de hakaretine maruz kalmıştı. Kâbe'de namaz kılarken (secde halinde iken) üzerine bir devenin işkembesi atılmış, altında boğulayazmıştı. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür; fakat o her zaman itidalli hareket etmiş, akıl ve hikmetin sınırları dışına çıkmamış, ümmetinin (ashabının) da taşkınlık yapmasına izin vermemişti. Ona inanmayan, üstüne üstlük düşman ve edepsiz olan insan karikatürlerinden başka ne beklenebilirdi ki! Ama Müslümanlardan beklenecek davranış itidal, hikmet ve ölçü sınırları içinde kalmaları idi; böyle de oldu.

Bundan bir süre önce Selman Rüşdi denilen kendini bilmez de bir roman yazmış, orada Efendimize ve ailesine hakaret etmişti. Batı, düşünce özgürlüğünü saptırarak o adama da sahip çıktı. Merhum Humeynî'nin "idam" fetvası uzun zaman tartışıldı ve Müslümanların aleyhine kullanıldı. Birçok yerde Müslüman kanı aktı, ama ne oldu? Adam yaşıyor, hakaret unutuldu, Efendimiz'in mübarek ve muhteşem şanı da olduğu yerde duruyor, asla lekelenmedi ve lekelenemez.

Ona yapılan hakaretler karşısında müminler sessiz kalsınlar, aldırmasınlar, üzülmesinler, öfkelenmesinler demek mümkün değildir. Ancak verilecek tepkinin hikmet ve itidal sınırları içinde kalması şarttır.

Önce durup dururken bir gazete niçin bu karikatürleri yayımladı ve arkasından Avrupa ülkeleri arka arkaya bunu destekledi diye düşünüp asıl sebebi keşfetmeye çalışmamız lazım. Bu sebebi keşfedince de düşmanın oyununu bozmak, tuzağına düşmemek için ne yapılması gerekiyorsa onu yapmak gerekir.

Sokaklara dökülerek vurmak ve kırmak, himayemiz altında bulunan mala ve cana zarar vermek uygun bir tepki değildir.

Devletler olarak büyük elçileri çekmek veya geçici olarak çağırmak;

Daha önemlisi halk olarak (buna holdingler ve şirketler dahildir) hakaret eden ve bunu destekleyen ülkelerin mallarını boykot etmek, bir iğnelerini bile almamak ve bunu, özür dileyene, bir daha yapmama sözü verene kadar devam ettirmek;

Sivil toplum örgütleri olarak Avrupa ülkelerinde bu edepsizliği tasvip etmeyen, kınayan, üzüntülerini beyan eden şahıs ve kurumlarla diyaloga geçerek sonuç almak için iş ve eylem birliği yapmak ilk elde yapılabilecek ve zor da olmayan şeylerdir.

İslam ülkeleri birlik içinde ve her bakımdan güçlü olsalardı başka şekillerde ve mesela uluslararası ilişkiler çerçevesinde siyasi vb. tedbirlere de başvurulabilirlerdi; ama ne yazık ki, dinin emrine rağmen -hak ve adaleti dünyaya egemen kılmak üzere- en büyük güce sahip olmayı başaramadılar, zayıf ve bu yüzden ötekine bağımlı hale geldiler.

Bu gibi felaketler/olaylar Müslümanlar için uyarıcı olmalı, zayıflık ve bağımlılığın başımıza neler getirebileceğini düşünmemize vesile olmalı, bugünün dünyasında bütün parlak nutuklar ve satırlara rağmen egemen olan şeyin güç olduğu ve güçlünün aynı zamanda haklı bulunduğu unutulmamalıdır.

05 Şubat 2006
Pazar



Buradaki iki mavi çizgi arası içerik site editörünce konulmuştur ve rastgele çıkmaktadır. İçeriğini onayladığımız anlamına gelmez, dikkatli davranın.

 
Önceki Makale | Sonraki Makale | Makale Listesi |

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git



   


BULUNDUĞUNUZ SAYFAYI AŞAĞIDAKİ ARAÇLARLA KULLANABİLİRSİNİZ: