HayrettinKaraman.net
Mobil - Metin Versiyonu

[Facebook] - [Twitter] - [YouTube] - [instagram]

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git

(Google Arama ile sayfaya gelenlere not: Yazılarda sorun varsa tarayıcınızda adresimize dokunup GiT veya ENTERe basın. Veya sayfalarımızı sadece site üzerindeki bağlantıları kullanarak dolaşın. Sorun Google kaynaklı.)
Bu Kitapta: Önceki Başlık | Sonraki Başlık | İçindekiler |


Miras
İslâm hukuku eşler ve akraba arasında mirası, yepyeni kaide ve prensipler ile kabul etmiş ve bunu şu esaslar üzerine kurmuştur:
a) Miras, mûrisin (vefat edip terike bırakanın) iradesiyle değil, dinin hükmü ile cebri olarak sabittir. Mûris hayatta iken bütün malı üzerinde istediği gibi tasarruf edebilirse de şer'î mirasçısını mirasından mahrum edemez. Hatta koca, ölümle neticelenen hastalığında, karının rızası olmadığı halde onu boşarsa bu, boşanma hakkının kötüye kullanılması ve kadını mirastan mahrum etme kastının delili kabul edilerek kadın için kanunen miras hakkı sabit olur.
Miras cebrî olmakla beraber bunun mânâsı bugünkü bazı yeni hukuk sistemlerinde olduğu gibi vârisin, mûrise ait borçları da yüklenmesi demek değildir. İslâm'da miras, vâris için bir külfet olarak değil, nimet olarak meşru kılınmıştır. Fakat mûrisin borçları terikeyi bağlar ve mirasçılara hisseleri verilmeden önce borçlar ödenir. Kalanın üçte birinden müteveffânın vasiyyetleri yerine getirilir, üçte ikisi de vereseye dağıtılır. Mûris üçte birden fazla vasıyyette bulunursa bu fazla kısım, mirasçıların rızasıyla vasiyyet konusuna sarfedilebilir.
b) İslâm mirası hususî bir nizam ile akraba arasında paylaştırmış ve burada ölüye yakınlık esasına riayet edilmiştir. Bu sebeple bazı durumlarda yakın uzağın vâris olmasına engel olur, bazılarında ise ikisi de hisse alır ve yakına daha çok verilir; bu, yakınlık ve uzaklığın derecesine göre olmaktadır. Ölenin yakını ana karnında ise onun da hissesi hesaba katılarak ayrılır ve sağ olarak dünyaya gelince hissesine fiilen sahip olur.
c) "Droit d'ainesse" ismiyle bugüne kadar bazı Avrupa hukuk sistemlerinde kabul edilegelen "mirasta büyük çocuğu tercih" kaidesinin aksine -İslâm miras hukukunda- büyük çocuğun bir imtiyazı yoktur.
d) Kız, erkek kardeşinin hissesinin yarısı kadarını alır. Bu mesele çok kere yanlış anlaşılmış ve dinde kadın hakkına bir riayetsizlik var zannedilmiştir. Halbuki gerçekte bu, ailedeki mâlî mükellefiyet nizamına bağlıdır. İslâm dinî erkeği, karı ve çocuklarının nafakasını temin ile mükellef kılmıştır. Bu sebeple evlenmeden önce kızın nafakasını temin, ailesinin erkeklerinden kendisine en yakın olana; evlendikten sonra da kocasına düşmektedir. Kadının, çocuklarının nafakasıyla alakalı hiçbir mükellefiyeti yoktur. İşte bu sebeple kadın -hem kendisinin, hem de karı ve çocuklarının nafakasını teminle mükellef olan- erkek kardeşine verilenin yarısı kadar hisse alınca nasibi, onunkinden daha çok bir miktara ulaşmaktadır.


 


Buradaki iki mavi çizgi arası içerik site editörünce konulmuştur ve rastgele çıkmaktadır. İçeriğini onayladığımız anlamına gelmez, dikkatli davranın.

 
Bu Kitapta: Önceki Başlık | Sonraki Başlık | İçindekiler |

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git



   


BULUNDUĞUNUZ SAYFAYI AŞAĞIDAKİ ARAÇLARLA KULLANABİLİRSİNİZ: