HayrettinKaraman.net
Mobil - Metin Versiyonu

[Facebook] - [Twitter] - [YouTube] - [instagram]

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git

(Google Arama ile sayfaya gelenlere not: Yazılarda sorun varsa tarayıcınızda adresimize dokunup GiT veya ENTERe basın. Veya sayfalarımızı sadece site üzerindeki bağlantıları kullanarak dolaşın. Sorun Google kaynaklı.)
Bu Kitapta: Önceki Başlık | Sonraki Başlık | İçindekiler |


Teminât:
Altın kaidemizin ikincisine; teminât bahsine geçiyoruz. Bizim modelimizdeki teminât anlayışı ve felsefesi diğer ticârî bankalarınkinden farklıdır. Sistemi tahlil edince, bankanın mallarını korumak için aldığı tedbirleri görmüş olacağız:
Merkez dışı idâre sâyesinde kredinin yalnızca tasarruf sahiplerine veya tasarruf hesabı ile muâmele yapanlara tahsis edilmesi; banka personelinin bizzat onlarla ilgi kurmaları, onları tanımaları; iktisâdî ehliyetlerine hüküm vermelerini, içinde bulundukları şartlar ve kredi taleplerinin sebepleri hakkında malûmat sahibi olmalarını mümkün kılmaktadır.
Buna ilâve olarak, borç alanın tasarruf ahlâkı da müşterinin ehliyetini göstermektedir. İncelemeler ortaya çıkarmıştır ki, ferdin borcunu ödeme yolundaki ahlâkî tutumu ile tasarruf tutumu arasında -düzenlilik bakımından- büyük benzerlik vardır.
Diğer bir nokta yine merkez dışılığa dayanıyor; şöyle ki:; bu prensip sâyesinde bankanın, projenin iktisâdî durumu ve şartları ile yakından ve en sağlam bir şekilde ilgili bulunması -bilhâssa küçük projeler için- borç alanı, gücünü aşan maddî teminât verme zarûret ve külfetinden kurtarmada rol oynamaktadır.
Bunun yanında ortaklık prensibi -zikrettiğimiz gibi- bankanın omuzuna yüklenmiş bulunan "projenin uygunluğunu tasdik" sorumluluğu sebebiyle tehlikeyi asgâriye indirmektedir.
Şüphesiz bu, fakir bölgelerdeki iktisâdî durumun tabiatına da uygun düşmektedir. Çünkü buralarda durum çok defa mutlak mânâda maddî teminât esasına dayanmamayı gerektiriyor. Mısır'da yapılan deneme, üretim kredisi ihtiyaçlarını karşılama vazifesini yapma ve yayma işinde bankaların, ticârî bankalarda bilinen ve uygulanan teminât esasına bağlı kaldıkları için başarılı olamadıklarını göstermiştir. Bu standart uygulama, vatandaşların çoğuna kredi eğitimi verme yerine, onların üretim kredisi talebini zayıflatmaktadır.
Burada Mîtgamr'da yapılan tecrübenin iftihar edilecek bir sonucuna işâret etmek istiyorum: Kredilerin ödenme nisbeti %100 olmuştur. Ödenmeyen tek borç bulunduğunu hatırlamıyorum. Halbuki aynı zamanda klâsik zirâî kredi müessesesinde ödenmeyen borçlar sebebiyle meydana gelen zarar nisbetinin %50 olduğunu görüyoruz.
Kredi verme ve ödeme mevzûunu görüşürken, icrâda insanların rolü ile alâkalı önemli bir husûsa daha temas etmek istiyorum; çünkü bunların kararlar alma imkânını genişletme zarûreti vardır; bilhâssa bizim sistemimiz neticesiz, donmuş, karmaşık durumlardan da uzaktır.
Hatâlı kararlar alma ihtimâlinden dolayı bunda tehlike vardır denebilir; fakat ben, İslâm dünyamızın marûz bulunduğu iktisâdî durumların ışığı altında diyebilirim ki, bu tehlike, vatandaşların iş ve üretimden mahrum kalmaları yanında çok hafif kalır.
Unutmamak gerekir ki halkın bankayı benimsemeleri, onunla işbirliği yapmaları ve faâliyetlerine önem vermelerinin, mezkûr tehlikelerin azalmasında büyük rolü oluyor. Vicdanımın sesini dinleyerek şöyle diyebiliyorum: Mîtgamr'da halkın sessiz denetimi, banka faâliyetini kontrol nevilerinin en güzellerinden birini teşkil etmiştir. Bu hâdise, personelin ahlâk ve davranışı üzerinde manevî bir kontrol ve baskı yerine de geçmiştir.
Bunun yanında, tehlikeleri azaltmak için sistemin ikmâli devrelerinde bir başka çâreye daha başvurduk; Çalışanları, kredi faâliyetlerini bankanın anlayışına ve ilmî, sağlam esaslara göre idare etmek üzere yetiştirmeye devamlı gayret ettik.
Bu yetiştirme işi yalnızca bankada çalışanlara münhasır kalmayıp, meslekî kuruluşlar vücûda getirilerek kredi alan vatandaşlara da teşmil edildi.
Tehlikeyi azaltmak için başvurduğumuz bir başka tedbir de, rizikoları karşılama sandığı olmuştur; bunu kredi alanlar finanse ediyorlardı.
Yatırım sandığı faâliyetlerinde rizikonun dağıtılması tehlikeyi azaltıyordu. Bunu temin için banka yönetmeliği, yatırım sandığından herhangi bir yatırım projesine tahsis edilen nisbetin -bazı istisnalar dışında- yüzde ondan fazla olmamasını şart koşmuştur.
Bu sâhada da merkez dışı idare, en iyi ve faydalı olanı seçme imkânını bahşetmektedir.


 


Buradaki iki mavi çizgi arası içerik site editörünce konulmuştur ve rastgele çıkmaktadır. İçeriğini onayladığımız anlamına gelmez, dikkatli davranın.

 
Bu Kitapta: Önceki Başlık | Sonraki Başlık | İçindekiler |

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git



   


BULUNDUĞUNUZ SAYFAYI AŞAĞIDAKİ ARAÇLARLA KULLANABİLİRSİNİZ: