HayrettinKaraman.net
Mobil - Metin Versiyonu

[Facebook] - [Twitter] - [YouTube] - [instagram]

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git


Bu Kitapta: Önceki Başlık | Sonraki Başlık | İçindekiler |


2. Kalkınmış Devletlerin Hayat Tarzının Kalkınmakta Olan Devletlere Tesirleri:
Regnar Nergis bu görüşü ileri sürenlerin ilkidir: Yeryüzünün doğusunda ve batısındaki cemiyetler arasındaki yeni iletişim yöntemleri, bunların sür'at ve kolaylığı kalkınmakta olan ülkelerde tüketim meylinin artmasına sebep oldu; bu da mezkûr devletlerin üretim ve tasarruf hacimlerini olumsuz etkiledi. Yeni tüketim âdet ve şekilleriyle karşılaşmak insanların dikkatini yeni hayat tarzlarına çekti; daha önce bilinmeyen birtakım ihtiyaçlar îcâd etti. Bu tüketim mallarının çoğu; kalkınmakta olan ülkelerde bulunmayan, dışarıdan ithal edilen mallardır. Problemin düğümlendiği nokta şudur; bu gibi malların bulunması veya sadece bulunduğunun bilinmesi, tüketim meylinin artmasına tesir etmekte, bu da kalkınmakta olan ülkelerde sermâye birikimini önleyen fâsid dâireyi, daha dar ve içinden çıkılmaz hale getirmektedir.
Burada iletişim araçlarının sür'at ve kolaylığının, kalkınmakta olan ülkeler için bir musîbet değil, nimet olması gerektiğine işâret etmek isterim. Yeni üretim vâsıtalarıyle karşılaşmak, bunları tanımak, üretimde bunların mehâretlerinden faydalanma imkânı bahşeder Sonra yeni tüketim maddelerini elde etmek; ancak, gelirin artmasıyle mümkün olabilir. Bu maddeleri alıp kullanma meyli, gelirin artması için tasarruf ve üretime teşvik olur. Üretimin getirdiği gelir ile tüketim artışlarının beraber yürümesi istenir. Bu devlet gelirinin artmasını ve artan gelirin, üretimi arttırma istikâmetine yöneltilmesini... temin eder.
Nihayet geçmişte, geri kalmış Avrupa'nın son zamanlarında İslâm ülkelerinin lüks ve ihtişâmiyle temâs hâline gelmesi, onun kalkınmasına engel bir âmil olmamıştır, bunun tam tersi doğrudur.
Geçen ifadelerden anlaşılan odur ki; mezkûr iki nazariyeyi olduğu gibi kabûl etmek; makûl bir sebebe dayanmadığı gibi, bunlara ihtiyatsızca bağlanmakta ayrıca tehlike de vardır. Çünkü bu kabûl, kalkınmakta olan devletlerin, maddeten kalkınmış devletler ile aralarındaki açığı kapatarak, uçurumu aşacak en sâlim yolu bulmalarını, problemin esasını anlamalarını güçleştirir. Hatta bazı devletlerin ümitsizliğe kapılıp baş eğmelerine veya her başarısız kalkınma politikasına meşrûiyet tanımalarına sebep olur.
İşâret etmeye değer diğer bir husûs da; iktisatçılardan büyük bir kısmının, bu fâsid daireyi tahlil ederken çeşitli sebepler göstermeleridir. Bu sebeplerin en önemli ve yaygın olanı, üretim unsurlarına ve bilhâssa sermâyeye nisbetle nüfusun fazla olmasıdır. Biz bunun tam tersine kâni bulunuyoruz; nüfus değil, geri kalmışlık, üretim unsurlarının eksik olmasına sebeptir.
Batı Avrupa'da sanâyîleşmenin başlangıcında nüfus çokluğu problemlerin çıkmasına ve kalkınmanın aksamasına değil, kalkınmaya sebep teşkil etmiştir. Bu devletlerdeki demografik gelişmeyi takip edersek, büyük ölçüde kalkınma ile paralel yürüdüğünü görürüz.
Kalkınmakta olan ülkelerdeki iktisâdî problemlerin esası hakkındaki görüşümüzü açıklamadan önce, geri kalmışlıktan maddî kalkınma merhalesine geçmiş devletlere mahsus örnek (kalkınma modeli) üzerinde kısaca durmayı faydalı buluyoruz. Özellikle de nisbeten kısa bir zamanda büyük kalkınma seviyesine ulaşan devletleri ele almak istiyoruz. Önümüzde apaçık üç örnek var:
1. Batı Avrupa devletleri örneği.
2. Rusya örneği.
3. Japonya örneği.


 


Buradaki iki mavi çizgi arası içerik site editörünce konulmuştur ve rastgele çıkmaktadır. İçeriğini onayladığımız anlamına gelmez, dikkatli davranın.

 
Bu Kitapta: Önceki Başlık | Sonraki Başlık | İçindekiler |

Ana Sayfa | Hakkında | Makaleler | Kitaplar | Soru Konuları | Soru Listesi | Konuşmalar | Şiirler | İndeks | Rastgele Oku | Yeniler | Geri Git | İleri Git



   


BULUNDUĞUNUZ SAYFAYI AŞAĞIDAKİ ARAÇLARLA KULLANABİLİRSİNİZ: